11 Nisan 2008 Cuma

bir küçücük tavşancık varmış


annesi onu çok çok severmiş
sen benim canım canımsın dermiş :)))

7 Nisan 2008 Pazartesi

bahar


bir başka arkadaşım için hazırladığım bahar pastası

çanta


bir arkadaşım için hazırladığım minik çanta pasta

3 Nisan 2008 Perşembe

yaşamın ucuna yolculuk


yolculuk ilginçtir.
yaşamın sürekliliği içinde, başlı başına kesitler oluşturur.
dağlardan, deniz kıyılarından, kentlerden, gecelerden geçilir.
insanlardan geçilir.
Irmaklar görülür.
insanlar görülür.
kalabalık ya da bomboş istasyonlar belirir.
sonra herhangi bir ormanla karşılaşırsın, belki birkaç gün önce geçtiğin bir orman.
bir kent, ağaçların kızıl kahverengiliğini, yeşilliğini, çıplaklığını algılamış mıydım, diye sorarsın kendi kendine.
yol kıyısında bir başına bir çocuk durur.
büyük bir siyah şemsiye tutar elinde. yeşil, yün örgüsü bir başlık giymiştir. elinde gene yeşil, çırtlak yeşil bir plastik torba tutuyordur. yanı başında güttüğü iki koyun durur.
çocuk, kendini bürüyen yalnızlığın, boşluğun bilincinde değildir.
ve diğer dünyaların.
her insanın oluşturduğu bir bütün dünyanın.
sonra yol ilerler.
dünyalara açılan yeni yaşamlardır yolculuklar.

Ve yaşam yalnız rüzgâr, yalnız gökyüzü ve yalnız hiç değil mi?


Cesare Pavesa

son yolculuğuna çıkan anneanneme sevgi ve özlemle...

25 Mart 2008 Salı

annemin doğum günü pastası


her zaman "sevgi" "dürüstlük" "iyilik" "güven" tohumları eken canım anneme yaptım bu pastayı
dün akşam sürpriz bir doğum günü partisi ile ona sunmak üzere hazırladım
ama dün başka sürprizlerle geldi
annem apar topar kendi annesinin yanına gitti
giderken Ilgaz ve Çakıl'a mumları üflemek için vekalet bıraktı, annemin yokluğunda yaptık doğumgününü, yedik pastamızı.

18 Mart 2008 Salı

gel bize gidelim



acayip depresifim günlük,

içimde bir huzursuzluk bir daraltı
göğsümün üzerine kocaman bir kaya koymuşlar sanki
bırak neşelenmeyi gülümsemeyi bile başaramıyorum 2 gündür
suratıma asılı kalmış aptal ve kuru tebessümü saymazsak

niye böyle oldu yahu
ben 8 yıldır İstanbul'dayım
bu 5. evim
ilk kez bir taşınmadan yara alıyorum
kendimi yersiz yurtsuz hissediyorum
kabuğu kırılıp ayna gibi ortada kalmış bir salyangoz misali
içimde hep bir eve gitme duygusu
ama yeni ev benim evim gibi değil henüz
daha yerleşmeyi tamamlayamadık zaten
bu oturmamışlık, yerleşmemişlik ve yabancılık içimi kabartıyor

böyle yetiştirildim ben dışarda kötü ya da huzursuz edici ne olursa olsun koşarak eve gelmeyi ve o çatının altında kendini hep güvende hissetmeyi öğrendim
hep de böyle yaşadım

büyüdüm belki de gerçekten
zor adapte oluyorum yeniliklere
anneannem geliyor aklıma
ne kadar zor da olsa illa yatma vakti evine geri dönmek isteyişi

işin kötüsü bu kanadı kırılmışlık hali enerjimi de aldı götürdü
yerleşmek iş yapmak filan mümkün değil, kısır döngüye doğru gidiyor
ev düzelmedikçe ben düzelemiyorum, ben düzelmedikçe evi düzeltemiyorum :)
dün akşam eve gitmemle yatağa girmem arası nerdeyse yarım saat dökülüyorum çünkü

oysa öyle iyi biliyorum ki sahip olduklarımı
bunların içinde maddenin mekanın hiç bir önemi olmadığını
göğsüne yaslandığımda sokakta bile yaşayabilecek kadar sevdiğim bir adam var benim
minicik gülüşüyle dünyaya bahar getiren bir kızım
her taşınmam da "yine mi" demeden gelip benden çok harap olan bir annem
tüm haftasonunu delik delmek, montaj yapmak, temizlemek, düzenlemekle geçirecek kadar fedakar büyük bir ailem
nerde olursa olsun elleri, sesleri yüreğime yetişen kardeşlerim, arkadaşlarım

mantığımın yenildiğinin farkındayım
biraz müzik desteğiyle toparlanayım artık

akşam ilk iş müzik tesisatını kuralım en iyisi

10 Mart 2008 Pazartesi

çilekli ve hindistan cevizli tart



Cumartesi günü Adapazarı'na arkadaşlarımızı ziyarete giderken evin minik kızı için bu tartı yapıp götürdüm
görüntüsünü çok sevdi
tadıyla ilgili yorumu ise şöyleydi
"altı çoook güzel ama üstler ıı-ııh"
çilekli kısmı sevmemiş :)
aynı yorum Alper'den de geldi
bence güzel bir tarif
tek eksiği çilek seven birileri :)


Tart hamuru ;
125 gr tereyağı
1 + 1/2 su bardağı un
1/2 su bardağı pudra şekeri
1/4 çay kaşığı tuz
1 yumurta sarısı

Mutfak robotunda unu, şekeri ve tuzu karıştırdım, Küp küp kestiğim oda ısısında tereyağı ekleyip hamur birbirine tutununcaya kadar karıştırdım. Yumurta sarısını ekleyip hamuru tekrar yoğurup buzdolabında 1 saat beklettim.
Sonra tart kalıbına koyup üzerine aliminyum folya serdim. Kabarmasın diye bakliyat (nohut, fasulye vs) koymak gerek evde bunların hiç biri olmadığı için küçük çakıltaşları koydum :)
Piştikten ve soğuduktan sonra yoğun hindistan cevizli krema ve çileklerle süsledim.

marshmallows'lu pufipuf!


sevgili günlük,
artık yorgun değilim, dirildim, doğruldum
ama yorgun olacağım günler çok yakında hissediyorum :)
bu haftasonu taşınıyoruz
ev taşımak bana hep kolay gelmiştir
ama Çakıl'la ilk kez taşınıyorum yaşayıp göreceğiz
ay sonunda da iş yerimiz taşınıyor
velhasıl göçebe türkmen hayatına geri dönüş ayı, yorgunluklar kapıda kuyruk oldu bekliyor.

geçen haftalarda marshmallows'lu kurabiye yapmıştım
bu posttaki fotoğraf onun fotoğrafı
marsmallows tarifi Suzi'den

3 Mart 2008 Pazartesi

yorgunum



"Kafamı çıkarıp dolaba kilitlesem
bir haftalığına,
Karanlığına boş bir dolabın
Omuzlarıma bir çınar diksem kafamın yerine

Uyusam gölgesinde bir haftalığına..."

Nazım hikmet

29 Şubat 2008 Cuma

şirin şey

pişik


sorarım size,
pişik nerede olur ?
minik nehir'in boynunun kuytusundaki bu beyaz çizginin anlamı nedir
yoksa o hattın altı kıpkırmızı pişiktir de bu görünen ilacın beyazlığı mıdır
yes, bingo!

26 Şubat 2008 Salı

ağlama güzel kızım



sevgili günlük çok dertliyim çook,

kızım son günlerde sabahları biz giderken çok ağlıyor
hele son iki gündür
dayanılır şey değil
anne anne anne anne anne bin kez anne diyor
elleriyle kollarıyla bana uzanıyor
gözlerinden boncuk boncuk değil şırıl şırıl yaş akıyor
karşılıklı ağlaşıyoruz bu sıralar

off bu nedir yaa
eskiden ne güzeldi
kapıdan baybay yapardı
kapıyı kapatmayı ve arkasındaki demir çengeli çevirmeyi severdi
hemen el sallar hoop kapıyı kapatırdı
sonra da bize camdan el sallardı

birden bire değişti işte
hani şöyle şımarıkça sızlansa
edepsizlikten bas bas bağırsa belki hiç önemsemeyeceğim
ama içleniyor kuzum
hıçkırıklara boğuluyor
basbayağı üzülüyor işte :(((

istemiyorum benim yüzümden ağlamasını
ben hep kızımla olsam, onu hep ben uyutsam .....

25 Şubat 2008 Pazartesi

aamut


kaç insan sabahları "aaaamut" diye bağıran bir kızın sesiyle uyanır :)
şaka gibi gerçekten
bu sabah çakıl yatağından "aaamuut" diye bağırdı
yani öyle bir seslenme ki emir gibi
insana koşarak odaya gidip -girer girmez iki ayağının topuğunu şaak diye birbirine vurup selam verip- işlemeli yastık üzerinde "aaamut"u takdim etmek mecburiymiş gibi geliyor.
yanına gittiğimde iki kaşını çatmış bana bakıyordu
bakarken bir kaç saniye içinde gözlerini usulca yumup uyumaya devam etti

ben yırttım
artık rüyasında o armutu yetiştiremediği için fırçayı kim yedi bilemem :)

19 Şubat 2008 Salı

yürek yangını


Kındıra köyüne gittiğimiz ilk gün yoğun kar yağışı vardı
o gün Çakıl'la ikimizin yarım saatlik yürüyüşünü saymazsak tüm gün şömine önünde oturup dışardaki karı seyredip kitap okuduk
sanırım tatilde bana en iyi gelen şey de buydu.

Sandor Marai'nin yürek yangını kitabını o gün başlayıp bitirdim
Okumaktan ciddi keyif aldığım bir kitap oldu
Öncelikle duygular ve insan psikolojisi üzerine yazılan nerdeyse tüm kitaplarda konuşturulan kahraman kadındır, çünkü duygusal yoğunluk kadına daha çok yakıştırılır
bu kitabın iki kahramanı da (yazarı da) erkek, iç sesler ve konuşmaların tamamı 75 yaşını aşkın bu iki adama ait.

Kitaptan bir kaç alıntı:

" Yalnızlık da son derece tuhaf...Yabani ormanlar gibi tehlikeler ve sürprizlerle dolu. Onun bütün oyunlarını bilirim. Tüm hayat düzenini seferber edip umutsuzca savaştığın sıkıntı. Sonra beklenmedik kaçışlar. Yalnızlık da bir çalı ormanı gibi gizem doludur."

"Başına gelenleri biraz da insan kendisi yaratıyor. Olması gerekenleri insanın kendisi çağırıyor ve bırakmıyor. İnsan böyledir. İlk andan itibaren varlığının ölümlü olduğunu bilse de bunu yapıyor. İnsan ve kaderi birbirine sıkı sıkı tutunur, birbirlerini çağırır ve biçimlendirir. Kaderin gizlice yaşamımıza girdiği doğru değildir. Hayır, kader bizim ona açtığımız kapıdan girer ve biz ondan biraz daha yaklaşmasını rica ederiz. Hiç bir insan kendi yaradılışının, kendi karakterinin kolayca kurallara uyması yüzünden oluşan şanssızlığını, veya eylemler veya söylediği sözlerle tersine çevirecek kadar akıllı ya da güçlü değildir."

"İnsan yavaş yavaş yaşlanıyor: Önce yaşamaya ve insanlara duyulan heves eskiyor, biliyor musun her şey zaman geçtikçe bu şekilde gerçek oluyor, her şeyin anlamını anlıyorsun, her şey ürkütücü ve sıkıcı bir şekilde tekrar ediyor. Bunun da yaşlanmayla ilgisi var. İnsan bir bardağın basit bir bardak olduğunu biliyor. Ve insan ne yaparsa yapsın sonuçta sadece ölümlü bir varlık. Sonra vücudu yaşlanıyor; hemen değil, hayır, önce gözleri ya da bacakları ya da kalbi yaşlanıyor. İnsan parça parça yaşlanıyor. Ve bir gün ruh yaşlanmaya başlıyor: Çünkü vücut ihtiyar olmak istiyor, ama ruhun hala özlemleri hatıraları var ve hala arıyor, seviniyor, arkadaşlarını özlüyor. Ve mutluluğa duyulan özlem kaybolduğunda sadece hatıralar ya da kibir kalıyor; ve o zaman insan gerçekten sonsuza dek ihtiyar oluyor."

"İnsan ihaneti ve hainliği içine sindirmek zorunda, insanın tüm ödevlerinin en zoru da başkasının kendisinden karakter ve zeka bakımından üstün olduğunu kabullenmesidir."


Ünlü Macar Romancı 1900 yılında Kashau'da (bugünkü Slovakya)doğmuş ve 1989 yılında intihar ederek yaşamına son vermiş. Sandor Marai 50 den fazla roman yazmış sağlığında. Bunlardan Yürek Yangını ve Parma Kontesi ölümünden 10 yıl sonra tekrar keşfedilmiş. Almanya'da aylarca çok satmış.
1945 yılında çılgın Nazi rejimi ile yönetilmekte olan Macaristan'ın yeni komünist rejime geçtiğini gören yazar, 1948 yılında ülkesini terk etmiş ve çok sevdiği ülkesine bir daha geri dönememiş.

18 Şubat 2008 Pazartesi

mutluluk


"Nasıl mı mutlu oluyorum? Sahip olduğum şeylere sevinerek, sahip olmadıklarımı hiç düşünmeyerek..."
Tolstoy

kındıra köyü - sessizlik - tazelik


günlük'cüm, şekerim

tatil süperdi
ilk sabah uyandım, dışarı çıktığımda aşağı köyden bir kaç horoz sesi geliyordu
sonra bir süre bekledim durdum dinledim
horozlar da sustu
minik minik kuş sesleri başladı
ne bir tekerlek ne bir klima ne korna çıt ses yoktu
insan nerdeyse sağır olduğunu sanabilirdi
hava öyle berraktı ki uğultu sözcüğünün köylülerce bilindiğinden bile pek emin değilim
kulaklarım bayram etti ses temizliği yaptılar, birikmiş uğultuları süpürüp attılar
bir de üstüne kar böyle dize kadar bembeyaz

tazelendim yenilendim beyazlandım
beyaz sayfa açtım
kızımı karlara yatırdım çelikledim
ben geeldimmm

11 Şubat 2008 Pazartesi

sevgililer günü kutlu olsun - şimdiden


Ankara'da tanıştık biz
Alper görevini tamamlayıp Ankara'dan ayrılırken -adı konmuş- hiç bir şey yoktu aramızda..
giderken iki kitap hediye etti bana

"çocuksun sen"
ve
"belki yine gelirim"

çocuktum...

geldi...

10 Şubat 2008 Pazar

for mother in law!

sadece renkli süslü kurabiyeler olarak bakmayın,
saksıya da yakından bakın :)

5 Şubat 2008 Salı

kardanadam yaşatma timi



Ey sevgili günlük,

Hayat güzel, güneşli günler, neşeli cıvıl cıvıl bir ofis
Batıyor mu bana, cevap veriyorum eveeet batıyoooor
Bir kere ne güneşi, güneş istemiyorum ki ben
Daha kış mı gördük allaaansen
İki damla kar düştü tepemize üşümedik bile
Kış nerde ne zaman kardan adam yapacağız
Canım annem olsa balkonda leğene kar biriktirirdi sokağa çıkmak istemeyelim üşümeyelim evde sobanın kenarında yapalım kardanadamamızı diye :)
Vay be sakınaklı çocukluk ne güzelmiş, sonra da karadenizin ılıman havasında zorla biriktirdiğimiz karlardan yaptığımız o mini mini kardanadamı buzlukta saklardık eriyip yamuşup gidene kadar
Ama büyüdüm ben be günlük
Öyle iki avuç karla kanacak gibi değilim
Bugün adam akıllı bahar havası vardı
sıcakladık dışarılarda çıkardık mont atkı ne varsa
yok yok olmaz böyle olmaz
kar bana gelmezse ben kara giderim
bu elleri karda çatlatmadan dönmem bu böyle biline
hem bu sene soğukta kırmızı turp olacak bir burun daha var sırada :)

3 Şubat 2008 Pazar

prenses şatosu



Pastanın tamamlanmış hali...
Sonunda Elizabeth şatosuna Büçge fıstığı da prenses pastasına kavuştu
herkes mutlu :)

31 Ocak 2008 Perşembe

elizabeth



işte karşınızda dün akşamki çalışmam prenses elizabeth!
Kendisi bu haftasonu Büçge'ciğimin doğumgünü pastasını süsleyecek :)

29 Ocak 2008 Salı

anne olmak



kızım dile geldi,
artık her şeyi söylüyor
öyle ki banyonun kapısına gelip tıklayıp, içerdekinin kim olduğuna bağlı olarak "anne aaç" ya da "baba açç" diyor
nağmeli konuşuyor
o "annneeee"
derken dünya duruyor..
bir şeyleri saklıyor
"çakıl nereye götürdün gözlüğümü" diye sorarsan "adddaaa" diye cevap veriyor
evdeki eşyalar usulca çaktırmadan adddaaa :) götürülüyor
anne olmak duygusu her geçen gün içimi pempe köpüklerle kaplıyor ......

28 Ocak 2008 Pazartesi

ılgazcıma "canımsın pastası"



bu pastayı cumartesi günü ılgaz'cım için hazırladım
ama türlü sebeple yerine ulaştıramadım :(

23 Ocak 2008 Çarşamba

nehircim ağzındaki ne?


ağzına takdığı şey metal bir buzdolabı magneti
çıkardığın anda deli gibi bağırıyor
geri veriryorsun ağzına sokuyor ve susuyor
tıpa gibi bir şey çektin mi vay haline
bildiğin susturucu aslında :)

20 Ocak 2008 Pazar

biz eskiden, eskiden


Hani ay herkese gülümserken,
Mevsimler kimseyi dinlemezken...
Hani çocuklar gibi,
Zaman nedir bilmezken,
Eskidendi, çok eskiden.

19 Ocak 2008 Cumartesi

kardeşleri olmalı insanın


Kardeşleri olmalı insanın..
Aynen gemilerin limanları gibi..
Zaman zaman uğradığın... Yükünü boşalttığın...
Dalgalar dininceye dek koynunda beklediğin...
Sonra açık denizlere uğurlamalı seni...
Geri döneceğin günü beklemek umuduyla...
Bazen rüzgara o açmalı yelkenini...
Yanağına konan bir öpücüğün coşkusuyla,
Halatları çözmeli...
Seni çok ama çok özlemeli...

Kardeşleri olmalı insanın...
Ermiş, bilge, hayatı ezbere okuyabilen...
Düşünmediklerini düşündürebilen...
Seni bir cambaz ipinde, güvende tutabilen...
Gerektiğinde senin için ateşi tutabilen...
Yoluna ışık tutan...

Şekillendirmeyi öğretmeli sana,
Hayatın çömleğini...
Sana vermeli, soğuk bir kış günü...
Üzerindeki tek gömleğini...



İkinizi de dünyalar kadar seviyorum ...

17 Ocak 2008 Perşembe

portal proje grubu pastası



şirkette bir proje grubumuzun açılış toplantısı için yaptığım pasta

pastacı arkadaşlarımın yorumuyla "çakma şeker hamurlu pasta" :)

üstü benden altı pastaneden

ama övgüyü ben aldım pastenede neymiş heheh :)

14 Ocak 2008 Pazartesi

gece afakanları - uykuda pijama çıkarma halleri



Çakıl'ıma bir haller oldu
İstanbul'un bu en soğuk günlerinde benim lokum gece uykusunda pijamasını çıkarıyor
akşamdan güzelce giydirip yatırıyoruz
gece sütüne kalkıyor 12.00- 01.00 gibi gene her şey yolunda
ama sabah uyanıp yataktan çıktığında bir bakıyoruz "çıplak"
bombi uykusunda nasıl yapıp nasıl ediyor
nasıl beceriyor bilmiyorum ama sabaha pijamasını çıkarmış oluyor :)
çözüm belli tabi, casper tulumlara geri dönüldü
bütün olunca çıkmıyor ama çıksa daha iyi
o tulumu da öyle bir hale sokuyor ki
iki bacağın yeri boş, bacaklar yeni doğmuş bebek misali toplanmış karın altında yuvalanmış, cenin pozisyonu :)

13 Ocak 2008 Pazar

iyi ki doğdun pastası



bu pastayı adını, yaşını ve hatta cinsiyetini bile bilmediğim bir küçük için hazırlamıştım.
içinde bolca çilek ve çikolata kullandım
tarifi standart pandispanya, pastacı kreması, ganaj ve çikolata.
detaylı tarif pastacıların bloglarında var ben boşuna ahkam kesmeyeyim :)

12 Ocak 2008 Cumartesi

bilgi


Gençken Bilgi Ağacını Dikmezsek, Yaşlandığımız Zaman Gölgesine Sığınacak Bir Yerimiz Olmayacaktır. S.R.CHAMFORT

10 Ocak 2008 Perşembe

ha uşak ha :))))


karadeniz demişken :)

8 Ocak 2008 Salı

karadeniz özlemi


Divane aşuk gibi da dolanirum yollarda
Yar senin sebebune
Ah senin sebebune

Kaldım istanbullarda, kaldım istanbul...

4 Ocak 2008 Cuma

canım annem


dün akşam annem geldi

ben de ona bu "canım annem kurabiyeleri"ni yaptım.

üstlerindeki yazılar pişerken silindiyse de çok güzel oldulaar

30 Aralık 2007 Pazar

yeni yılınız kutlu olsun


eski yıl sona erdi
yepyeni bir yıl geldi
bizim olsun mutlu bir yıl, bizim olsun hey hey
yeniyılda neşe sevinç, yeni yılda hey hey :)

blackberry pastası


bu pastayı RIM(blackberry)'de çalışan ve blackberry'i çok seven bir arkadaşım için yaptım.

karşınızda crackberry :))

24 Aralık 2007 Pazartesi

gülen bebek


ben bildim bileli alper sabahları asık suratlı olduğumdan gülümsemediğimden yakınır

bunu 6 yılda belki 60 kez duymuşumdur

ama sabah uykusunu seviyorum ben, eğer gezmeye gitmiyorsak sabah kalkınca gülümseyemiyorum aklım yatakta kalıyor

öyle çok istemiş ki alper sabah gülücüklerini kızım dört köşe gülücük deposu oldu
sabah akşam gece farketmez, gülücük var hep dudaklarında

dün gece 3'te ağlayarak uyandı, geceleri süt içiyor
bir yandan sütünün hazır olmasını beklerken kızım kucağımda koltuğa oturdum
uyuklamanın etkisiyle başım bir tarafa düşmüş gözümü açtığımda çakıl kafasını aynı benim gibi eğmiş dört dişini beyaz beyaz parlatarak sırıtıyor :)))

1 dk önce ağlıyordu, sırıtık lokum....

23 Aralık 2007 Pazar

akvaryum'um


koca bayram geçti
ne Çakıl'ın sitesini güncelleyebildim ne de kendiminkini
ara uzadı, daha da uzar gibi görünüyor
siz iyisi mi beklerken balıklarımı besleyin
suya tıklarsanız yem atmış olursunuz :)

17 Aralık 2007 Pazartesi

bugün benim doğumgünüm :)


kendim için yaptığım doğumgünü pastası
gözlerini elleriyle kapatıp "30 yaş" tabelasına bakamayan kim, bilin bakalım?

12 Aralık 2007 Çarşamba

büyüsün de yürüsün


uyusun da büyüsün ninni
tıpış tıpış yürüsün niinni

yürüdün işte
minicik halinle ayağa kalktın
pıtır pıtır yürüyorsun gülücükler içinde

büyüdün mü şimdi sen
yürüyünce büyümüş mü oldun

benim minik lokumum
yürü bakalım
her düştüğünde tutarım ben seni yaşın kaç olursa olsun..

4 Aralık 2007 Salı

kumdan kaleler


Ve sanki tüm bunlar birer masal gibi
Maskelerini kuşandı insanlar
Rüzgara savruldu sesim
Yarım kalmış bir şarkıdan
Suskunluğu öğrendi insanlar

Ve belki sen, belki ben
Belki de biz ve onlar
Kumdan kaleler kuran
Denize doğru
Bakarsın çoğalırız yaşam denen bu oyunda
Cemresi oluruz yarınların ...

Söz-müzik : Tuna Kiremitçi

*************

bir acayip stres, yoğunluk, yorgunluk, umutsuzluk, umut...
birbirine girdi hayatım
hem de sadece iş yüzünden
hep diyorum ki iş yaşamın bir parçasıdır
iş hayatındaki başarı göklere çıkaramayacağı gibi aksilikler de dibe vurduramaz beni
ama olmuyor işte

hukukta "olan-olması gereken çatışması" denilen şey benim ruhumda tepiniyor günlerdir

bu güzel şarkıyla üniversitenin ilk yıllarına gidip silkelendim biraz
şarkıyı bulup ekleyemedim üzgünüm, bulursanız dinleyin derim..

26 Kasım 2007 Pazartesi

Kerem'in doğumgünü pastası


bu kadar mı aksilik olur
bu kadar mı üstüste gelir her şey
Cumartesi gecesi 23.00 itibariyle pasta yapmaya koyulduk
bir başladık bir çok şey eksik, saat itibariyle her yer kapalı
onun yerine bunu koy, olmadı şunu uydur
tam bir ikame ürün pastası oldu
Tabi bu arada şeker hamuru durur mu, önceleri ellerime yapışacak kadar sıvı olan hamur tam kaplama zamanı gelince taş kesildi
her yerden koptu delindi vs vs vs
sabah 04.00'te yattık
sonuçta durumu kurtardık ama tam bir maceraydı
İyi ki doğdun Kerem'cim

19 Kasım 2007 Pazartesi


sıcacık bir yağmur siner
kara gecenin içine,
toprak somun gibi kabarır,
dünyam gümüşler kuşanır.

17 Kasım 2007 Cumartesi

neseli kurabiyeler



Bu aksam bir arkadasima yemege gidecegiz
4 yasindaki kizi icin bu kurabiyeleri hazirladim
hatta bazilarina (birine ters olmak üzere) ismini yazdım :)

14 Kasım 2007 Çarşamba

annesinin minik kuzusu


ben seni nasıl yemem, nasıl o minik parmaklarını öpe öpe bitirmem

11 Kasım 2007 Pazar

öneri


güzel bir pazar günü
önce biraz yürüyüşe çıkıp ıslak toprak kokusuna doymalı
sonra da güzel bir müzik eşliğinde güzel bir kitap seçip okumalı
kızım sizin için "Zafer Özden-Film Eleştirisi"ni seçti
ben de bu şarkıyı seçtim

7 Kasım 2007 Çarşamba

yoğunluk, kahve, mola...



yoğunum,
öyle böyle değil acayip yoğunum
evi arayıp kızımı soracak fırsatım olmadi sabahtan beri
neyseki şmdi biraz duruldu
bombi'nin keyfi yerindeymiş
bir kahve yaptım kendime mis kokulu
dışarda yağmurlu gri bir hava, tam kahve havası..
kahvenin olağanüstü sakinleştirici ve sorun çözücü etkisine inanıyorum ben.

Balzac'ın dediği gibi;
"kahve mideye iner ve ondan sonra her şey harekete geçer: düşünceler tıpkı savaş meydanındaki büyük bir ordunun taburları gibi birbiri ardı sıra gelir; savaş başlar. hatıralar, savaş düzeni alan askerlerin önünde ilerleyen bir bayraktar gibi koşar adım saldırıya geçerler. hafif süvariler görkemli bir şekilde dörtnala kalkar. mantığın topçuları nakliye birlikleri ve fişek kovanlarıyla gümbürder. en zekice buluşlar keskin nişancılar olarak katılır. karakterler kostümlerini kuşanır, kağıt mürekkeple kaplanır, muharebe başlar ve savaşın yapıldığı meydan nasıl kapkara barut dumanının altında kalıyorsa bu muharebe de kara dalgaların akınıyla son bulur."

4 Kasım 2007 Pazar

nehir'in doğumgünü pastası


çok daha güzel olsun isterdim
fazlasıyla özendim, sakınan göze çöp batarmış
bir kaç kez başa sardım
fena olmadı :)