10 Temmuz 2008 Perşembe

bugün dünya hukuk günü


Bugün 10 temmuz dünya hukuk günü

Hukukun evrenselleşmesi ve herkese eşit uygulanması adına 10 Temmuz tarihi “hukuk günü” olarak kutlanıyor

Günlükçünün gündemi;

- Danıştay 10. Dairesi Nazım Hikmet’in vatandaşlığa iadesi davasını reddeti, Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor.
- Danıştay saldırısının iddiananmesi nihayet hazırlandı. Bunun da bir ucu ergenekona bağlanmaya çalışılıyor. Türban davasına bakan Danıştay üyelerinin fotoğraflarını boy boy basıp hedef gösteren medya hakkında kimsenin bir şey yaptığı yok
- Dink cinayetinin ilk duruşmasında sanıkların halleri, tavırları, ukalalıkları, laçkalığı, efelenmeleri inanılmazdı. Bilhassa Jenifer Lopez esprisi pes dedirtti.
- Ergenekon soruşturması başını sonunu kimsenin tahmin edemeyeceği bir hale geldi.
- Eşini, kardeşini, çocuklarını öldürenler dahi müebbet hapis yatmıyor
- Kapatma davası gündemi siyaseti ekonomiyi belinden vurmaya devam ediyor
- Kyoto protokolü imzalandı ama uygulama namına bir harekette bulunulmuyor, arabalarının arkasında koca koca ay yıldızlar bayraklar taşıyan "vatansever"ler dahi kapıyı açıp araç küllüğünü sokağa boşaltıyor, tükürüyor, manzarası için sokaktaki ağacı kesiyor ve bunların hiç biri hiç kimse tarafından cezalandırılmıyor.
- kadınlara yönelik suçlar, namus cinayetleri, ağır tahrik ve indirim sebebi uygulamaları sürüyor

Hukukun üstünlüğünün hayata geçtiği, herkesin sadece kendisi için değil başkaları için de adalet isteyip uyguladığı bir dünyada yaşamak umuduyla....

7 Temmuz 2008 Pazartesi

limonlu dondurma


Çakıl'ın sitesinden de gördüğünüz üzere gezip tozmaktan ve sıcakların verdiği rehavetten bu blogta paylaşacak bir şey biriktirmek ya da yazmak pek mümkün olmuyor.

Ben de sizinle (oyalamak amaçlı) hiç bir şeyini benim yapmadığım sadece bir araya getirip güzel bir sunum gerçekleştirdiğim bu dondurmayı paylaşayım

Limonun içi oyulup içine iki top vanilyalı dondurma koyulur

tepesine taze nane

kıyısına tadımca fıstıklı krokan

etrafına çikolata sos ..

aslında tarife ne gerek var yaw, işte fotodan görünüyor zaten :)

1 Temmuz 2008 Salı

elveda kızlar ülkesi


keyifle okudum bu kitabı, yeryüzünde zaten çok az sayıda olan anaerkil toplumlardan biri olan Çin'in Schuan eyaletindeki Mosolar üzerine yazılmış son derece keyifli bir hikaye.
Kitap, başlı başına yabancı olduğumuz bir yaşam biçimini anlatıyor. Çünkü anaerkil topluluklarda dahi her zaman erkek egemen bir yaşama biçimi vardır. Alışılageldik ataerkil topluluklarda var olan baba ve koca figürünün yerine bir çok anaerkil toplulukta dayı ve kardeşler geçer, aile anasoyu üzerinden büyür ama erkek hegamonyası devam eder.
Mosolar bunun tümüyle dışında bir yaşam sürüyorlar
Aslında amazon vari bir kadın egemenliğinden de bahsedilemez.
Bence temelde üstünlük üzerine kurulu olmayan bir düzen var.
Kitap elbetteki bir roman ama ciddi bir araştırmanın ürünü.
Okumanızı şiddetle tavsiye ederim.
Her zaman olduğu gibi kitabı hiç de yansıtmayan :) ama sevdiğim bölümlerden birini paylaşacağım sizlerle:
"başkaları hakkında kötü konuşmaz, insanlara bağırmaz ya da başkalarının özel meselelerini tartışmayız. Birinin davranışlarını onaylamadığımızda bunu hafifçe ima eder, daha ince sözlerle anlatmaya çalışır ya da en kötüsü onunla gırgır geçeriz. Kıskançlık ve haset gibi güçlü tutkuları bilmemize rağmen, bunları kendimizden uzak tutmanın gerektiğine inanırız. İnsanlar arasında uyum sağlamak için farklılıkları görmezden gelmeye hazır olmamız gerekir. Bütün bunlar sizlere muhtemelen ütopik görünüyordur, ama baştan sona doğrudur. Mosoların gözünde kimse kıskanç bir aşıktan daha gülünç olamaz. Hırsızlık gibi bir suçu saymazsak, hiç bir şey yüksek sesle kavga etmekten ya da cömert davranmamaktan daha küçük düşürücü değildir."
Söyledğim gibi bu aslında son derece keyifli bir roman; kızlar ülkesinden gerçek bir kadının gerçek öyküsü..

zaman zaman




mütemadiyen geçen zaman edebiyatı yapıyor olmak inanın beni de baydı
ama kendimi tutamıyoruuuum :)))

25 Haziran 2008 Çarşamba

hobi bahçesi


işte yeni uğraşım
hasat zamanı beklerim :)

11 Haziran 2008 Çarşamba

6 Haziran 2008 Cuma

mutlu yıllar ablacım


güllerin içinden
gülerek gülerek geçsin yeni yaşın
ve ömrün..

5 Haziran 2008 Perşembe

Fatma'yı ararken


Bu bir sürgün öyküsü, hiç bir yerli olmamak üzerine
Filistin'de İsrail devletinin kurulmasına dek süren savaş, yok olan Filistin üzerine yerinden yurdundan olan Filistin'lilerin öyküsü.
Öyle ki artık Filistin diye bir yer kalmadığından nerelisin sorusuna dahi verilecek cevapları yok.
Ghada Karmi bu süreçte çok küçük olduğundan ve bu tarihten sonra hep İngiltere'de yaşadığı için sadece esmer tenli bir İngiliz olduğunu düşünüyor, yetişkin bir kadın olup hem İngiliz olmadığını hem de aslında kimsenin onu İngiliz olarak görüp kabul etmediğini anlayana dek.
Son derece etkileyici bir öykü, tek solukta, boğazımda bir yumruyla okudum.
Bu kitaptan küçük bir alıntı yazacağım,
Ghada Karmi'nin yıllar sonra eski Filistin yeni İsrail olan topraklara dönüşünü anlattığı bir paragraf;
"Çaresizlik içinde, belki de onu bulmak için başlangıç noktasına, kaynağına, yıllardır korku içinde uzak durduğumuz her şeyin başladığı o yere gitmem gerekiyor, diye düşündüm. Henüz yüzleşemediğim gerçek ise gerçekten yertsiz yurtsuz olduğumdu, bedenen ve zihnen , iki kültür arasında kalmış, hiç birine ait olmamıştım."

30 Mayıs 2008 Cuma

istanbul





Ne güzel şehir şu İstanbul
Çarşamba sabah saat:09.00'da sirkeci adliyesindeki duruşmama vapurla gittim
zaten karadan sabah duruşmasına yetişmek çok zor
çengelköy'e taşındığımızdan beri ben de böyle ara ara vapur nimetinden yararlanıyorum
aslında martıları çekerim diye düşünerek almıştım makinemi yanıma
ama sabahın o saatinde hiç martı yoktu
olmasın
İstanbul vardı
zümrüt yeşili deniz
muazzam bir manzara
yaşayan kıpır kıpır bir şehir
trafikte sıkışmadığım zamanlar sahiden seviyorum bu şehri :)

26 Mayıs 2008 Pazartesi

bildiri


biliyorum benden bir bildiri bekliyorsunuz :)

hayretle, heyecanla, kızgınlıkla izliyorum

endişeyle bekliyorum .....

16 Mayıs 2008 Cuma

gözlük sevdası


o elleri tutmasam saniyede gözlüğü alıp yere atıyor :)

12 Mayıs 2008 Pazartesi

güzellerim


işte benim miniklerim, güzellerim

ılgaz'ın sünneti


işte sünnet organizasyonunun ve pastanın sahibi benim yakışıklı yeğenim Ilgaz

pastanın son hali


yataktaki minik oğlanı pastasına yerleştirdik
her bir yanına nazarlıklar ve maşallahlar döşedik

9 Mayıs 2008 Cuma

sünnet


yorganını gözüne kadar çekmiş yarın ki sünnet düğününü bekleyen bir minik oğlancık :)

7 Mayıs 2008 Çarşamba

yol seçimi - sarı çizgiyi geçmek - metrostres


yeni ofis bir yol karmaşasına soktu ki beni -seçen seçilen kalan ezilen- her türlü sıkıntı mevcut

her seçimin içinde bir fedakarlık barındırması adil mi ?


*
toca derki ben servisle gideyim sen arabayla git

artılar
- bas git mis gibi işyerinin kapısına kadar

eksiler
- tocanın serviste midesi bulanır, bunu düşün senin de arabada için karışsın bencil hisset bunal
- servis çok erken saatte kalkıyor, uyandığında tocayı göreme, çoktan gitmiş olsun, akşam eve geldiğinde sofrayı kur bekle ki gelsin, hem sabah hem akşam beraber olmaktan feragat et
- çakıl uyandığında tocayı göremesin, "baba baba" diye mızırdansın iyice gömül kendi çukuruna

*
tocayla levente git ordan metroya bin

artılar
- sabah tocayla kalk yolu birlikte geçir
- metroya bin trafiksiz hoop diye gel
- metro şirkete uzak hava güzel biraz da yürüyüş yap

eksiler
- metro kokuyor, öyle böyle değil ciddi ciddi kokuyor, havalandırma felaket biri veriyor nefesi diğeri hoop diye geri alıyor, yeni hava yok mecbur birbirimizin nefesini soluyoruz, felaket
- hergün bir kavga veya hırsızlık oluyor, nedir bu milletin durumu anlamış değilim. Her sabah bir kadının ciyk ciyk bağırışlarını dinle, puuf (istanbul metrosu ankara metrosunun ancak 120'de biri kadar iyidir, ankarada metro mis gibidir, insan metro güzargahında bir yere gidecekse neyle gitsem diye düşünmez bile)
- her gün ayakkabı taşı, yürüyüş için ayrı şirket içinde ayrı, yol süper topuklularla yürünecek düzgünlükte değil
- taşımamak için bilgisayarı şirkette bırak, akşama aklına bi şey gelir ya da lazım olursa metroda yük olmasın diye almadığın bilgisayarı ancak hayal et, mızmızlan..

*
arabayla çık önce tocayı bırak sonra işe git, dönüşte de al

artılar
- yolda beraber ol
- işyerinin kapısına kadar arabayla git

eksiler
- istanbul en kötü trafiğinde maslak - şişli arasında sabah akşam birer saatten en az 2 saat geçir
- ayda 150 YTL otopark parası öde
- her sabah işe her akşam eve geç kalma stresi yaşa

buyrun seçin bakalım

6 Mayıs 2008 Salı

hıdırellez


Yaygın inanışa göre 5 Mayıs’ı 6’sına bağlayan gecede Hz. Hızır ile Hz. İlyas her sene o gece bir araya gelir; hem yazı müjdeler hem de ağaçlara asılan dilek yazılı kağıt ve çaputları toplarlarmış.

Biz bu sene onlara zahmet olmasın diye gül ağaçlarımızı boş bıraktık

her yerde bir sürü dilek, bize geldiklerinde dinlensinler şöyle bir ooh desinler istedik

-yalan tabi ki, unuttuk :( biz olayı 6 mayıs gecesi sanıyorduk-

bereket ve bolluk gelsin diye yiyecek kavanozlarının kapakları açık tutulur, kapılara bereket kaseleri asılır

-e bunu da unuttuk :( zaten dünyada yaklaşan kıtlık da var, bakalım bu sene nasıl geçecek-

ben dileklerimi gene de söyledim, sonuçta Hızırdır, bakarsın bir kaç gün oyalanmıştır :))

1 Mayıs 2008 Perşembe

bir buçuk


kızımın bir buçuk yaş pastası

30 Nisan 2008 Çarşamba

romantik


bu minik romantik kız bugün tam 1,5 yaşında

1 tam 1 yarım :)

tüm ömrünü yüzünün bugünkü gülücüklerini kaybetmeden geçirmesi ve tabi ki o gülücükleri hep en yakından izleyebilmek benim dileğim.


maşaallah diyelim mi bombi'ye

18 Nisan 2008 Cuma

şarapsever


işte dün akşam yaptığım en son pastam :)

15 Nisan 2008 Salı

taşı, taşın /dehliz


şimdi de işyerimiz taşınıyor
bir haftadır her yerde koliler
evdeki son koliyi bu pazar günü açmış olmanın ardından pazartesi sabahı işyerindeki kolilerle karşılaştığımda kelimelerin kifayetsiz kalacağı bir kısırdöngüde hissettim kendimi :)
haftabaşından beri münkirim, sanki böyle bir şey yokmuş, benden başka herkes taşınacakmış ben burda kalacakmışım gibi davranıyorum
ama buraya kadarmış tabii, bugün itibariyle kolileme çalışmalarıma başlıyorum, başka gün olmadığından bugün tamamlamam gerek
Heyhat! profesyonel kolici değil miyim, neyini dert ediyorum allaansen :)
bu gitgellerim ve dengesizliklerim de ayrı bir vaka, ama sonuçta maddenin bile 3 hali var benim neden aynı postun içinde iki halim olmasın
sorarım size neden olmasın ?
neden olmasın güzel günlerimiz
neden olmasın :))

14 Nisan 2008 Pazartesi

çakıl böceği



Minik kuzum,
büyüyorsun, inanılmaz bir hızla, kimse ne olup bittiğini anlamadan
bu hafta sonu ağzım açık izledim seni, söyleyebildigin kelimelere inanamadım
"ayakkabu, poytakal, tomatis, iigeceley" gibi :)
her sabah -ve dilerim ömrünce- gülücükler içinde uyanıyorsun
"meme koy" deyip emziğini ağzından çıkarıp komidininin üzerine bırakıyorsun
rüyanda ne gördüğüne bağlı olarak ilk kelimelerin rüyanı yaşamamış biri için epey garip oluyor. dün "hala kalk düt düüt oluy" diyerek uyandin
artık rüyanda halanla arabada bir yere mi gidiyordunuz, nerelerde geziniyordunuz bilemem, ama neşene bakılırsa arabayı sen kullanıyordun :)))
bir bebek bakmanın en zor yanı ne zaman ne sıkıntısı olduğunu anlamamaktır
seninle bu evreyi artık neredeyse tamamen kapattık
acıkınca "düt ya da ham hatta bazen tooyba" diyorsun
tuvaletini yapınca "kaka, püüf, ea"
acıyan yerini gösteriyorsun, bazen işi ciddiye alıp yeniden canlandırma yapıyorsun
canın sıkılınka "kalk, gez hadi boya"
nasılsın deyince "iiiyim"
uykun gelince evin içinde "tübüü" diye aranmaya başlıyorsun
uzun lafın kısası sen oldun artık süpersin ya da senin deyiminle "suuupppeyy"

11 Nisan 2008 Cuma

bir küçücük tavşancık varmış


annesi onu çok çok severmiş
sen benim canım canımsın dermiş :)))

7 Nisan 2008 Pazartesi

bahar


bir başka arkadaşım için hazırladığım bahar pastası

çanta


bir arkadaşım için hazırladığım minik çanta pasta

3 Nisan 2008 Perşembe

yaşamın ucuna yolculuk


yolculuk ilginçtir.
yaşamın sürekliliği içinde, başlı başına kesitler oluşturur.
dağlardan, deniz kıyılarından, kentlerden, gecelerden geçilir.
insanlardan geçilir.
Irmaklar görülür.
insanlar görülür.
kalabalık ya da bomboş istasyonlar belirir.
sonra herhangi bir ormanla karşılaşırsın, belki birkaç gün önce geçtiğin bir orman.
bir kent, ağaçların kızıl kahverengiliğini, yeşilliğini, çıplaklığını algılamış mıydım, diye sorarsın kendi kendine.
yol kıyısında bir başına bir çocuk durur.
büyük bir siyah şemsiye tutar elinde. yeşil, yün örgüsü bir başlık giymiştir. elinde gene yeşil, çırtlak yeşil bir plastik torba tutuyordur. yanı başında güttüğü iki koyun durur.
çocuk, kendini bürüyen yalnızlığın, boşluğun bilincinde değildir.
ve diğer dünyaların.
her insanın oluşturduğu bir bütün dünyanın.
sonra yol ilerler.
dünyalara açılan yeni yaşamlardır yolculuklar.

Ve yaşam yalnız rüzgâr, yalnız gökyüzü ve yalnız hiç değil mi?


Cesare Pavesa

son yolculuğuna çıkan anneanneme sevgi ve özlemle...

25 Mart 2008 Salı

annemin doğum günü pastası


her zaman "sevgi" "dürüstlük" "iyilik" "güven" tohumları eken canım anneme yaptım bu pastayı
dün akşam sürpriz bir doğum günü partisi ile ona sunmak üzere hazırladım
ama dün başka sürprizlerle geldi
annem apar topar kendi annesinin yanına gitti
giderken Ilgaz ve Çakıl'a mumları üflemek için vekalet bıraktı, annemin yokluğunda yaptık doğumgününü, yedik pastamızı.

18 Mart 2008 Salı

gel bize gidelim



acayip depresifim günlük,

içimde bir huzursuzluk bir daraltı
göğsümün üzerine kocaman bir kaya koymuşlar sanki
bırak neşelenmeyi gülümsemeyi bile başaramıyorum 2 gündür
suratıma asılı kalmış aptal ve kuru tebessümü saymazsak

niye böyle oldu yahu
ben 8 yıldır İstanbul'dayım
bu 5. evim
ilk kez bir taşınmadan yara alıyorum
kendimi yersiz yurtsuz hissediyorum
kabuğu kırılıp ayna gibi ortada kalmış bir salyangoz misali
içimde hep bir eve gitme duygusu
ama yeni ev benim evim gibi değil henüz
daha yerleşmeyi tamamlayamadık zaten
bu oturmamışlık, yerleşmemişlik ve yabancılık içimi kabartıyor

böyle yetiştirildim ben dışarda kötü ya da huzursuz edici ne olursa olsun koşarak eve gelmeyi ve o çatının altında kendini hep güvende hissetmeyi öğrendim
hep de böyle yaşadım

büyüdüm belki de gerçekten
zor adapte oluyorum yeniliklere
anneannem geliyor aklıma
ne kadar zor da olsa illa yatma vakti evine geri dönmek isteyişi

işin kötüsü bu kanadı kırılmışlık hali enerjimi de aldı götürdü
yerleşmek iş yapmak filan mümkün değil, kısır döngüye doğru gidiyor
ev düzelmedikçe ben düzelemiyorum, ben düzelmedikçe evi düzeltemiyorum :)
dün akşam eve gitmemle yatağa girmem arası nerdeyse yarım saat dökülüyorum çünkü

oysa öyle iyi biliyorum ki sahip olduklarımı
bunların içinde maddenin mekanın hiç bir önemi olmadığını
göğsüne yaslandığımda sokakta bile yaşayabilecek kadar sevdiğim bir adam var benim
minicik gülüşüyle dünyaya bahar getiren bir kızım
her taşınmam da "yine mi" demeden gelip benden çok harap olan bir annem
tüm haftasonunu delik delmek, montaj yapmak, temizlemek, düzenlemekle geçirecek kadar fedakar büyük bir ailem
nerde olursa olsun elleri, sesleri yüreğime yetişen kardeşlerim, arkadaşlarım

mantığımın yenildiğinin farkındayım
biraz müzik desteğiyle toparlanayım artık

akşam ilk iş müzik tesisatını kuralım en iyisi

10 Mart 2008 Pazartesi

çilekli ve hindistan cevizli tart



Cumartesi günü Adapazarı'na arkadaşlarımızı ziyarete giderken evin minik kızı için bu tartı yapıp götürdüm
görüntüsünü çok sevdi
tadıyla ilgili yorumu ise şöyleydi
"altı çoook güzel ama üstler ıı-ııh"
çilekli kısmı sevmemiş :)
aynı yorum Alper'den de geldi
bence güzel bir tarif
tek eksiği çilek seven birileri :)


Tart hamuru ;
125 gr tereyağı
1 + 1/2 su bardağı un
1/2 su bardağı pudra şekeri
1/4 çay kaşığı tuz
1 yumurta sarısı

Mutfak robotunda unu, şekeri ve tuzu karıştırdım, Küp küp kestiğim oda ısısında tereyağı ekleyip hamur birbirine tutununcaya kadar karıştırdım. Yumurta sarısını ekleyip hamuru tekrar yoğurup buzdolabında 1 saat beklettim.
Sonra tart kalıbına koyup üzerine aliminyum folya serdim. Kabarmasın diye bakliyat (nohut, fasulye vs) koymak gerek evde bunların hiç biri olmadığı için küçük çakıltaşları koydum :)
Piştikten ve soğuduktan sonra yoğun hindistan cevizli krema ve çileklerle süsledim.

marshmallows'lu pufipuf!


sevgili günlük,
artık yorgun değilim, dirildim, doğruldum
ama yorgun olacağım günler çok yakında hissediyorum :)
bu haftasonu taşınıyoruz
ev taşımak bana hep kolay gelmiştir
ama Çakıl'la ilk kez taşınıyorum yaşayıp göreceğiz
ay sonunda da iş yerimiz taşınıyor
velhasıl göçebe türkmen hayatına geri dönüş ayı, yorgunluklar kapıda kuyruk oldu bekliyor.

geçen haftalarda marshmallows'lu kurabiye yapmıştım
bu posttaki fotoğraf onun fotoğrafı
marsmallows tarifi Suzi'den

3 Mart 2008 Pazartesi

yorgunum



"Kafamı çıkarıp dolaba kilitlesem
bir haftalığına,
Karanlığına boş bir dolabın
Omuzlarıma bir çınar diksem kafamın yerine

Uyusam gölgesinde bir haftalığına..."

Nazım hikmet

29 Şubat 2008 Cuma

şirin şey

pişik


sorarım size,
pişik nerede olur ?
minik nehir'in boynunun kuytusundaki bu beyaz çizginin anlamı nedir
yoksa o hattın altı kıpkırmızı pişiktir de bu görünen ilacın beyazlığı mıdır
yes, bingo!

26 Şubat 2008 Salı

ağlama güzel kızım



sevgili günlük çok dertliyim çook,

kızım son günlerde sabahları biz giderken çok ağlıyor
hele son iki gündür
dayanılır şey değil
anne anne anne anne anne bin kez anne diyor
elleriyle kollarıyla bana uzanıyor
gözlerinden boncuk boncuk değil şırıl şırıl yaş akıyor
karşılıklı ağlaşıyoruz bu sıralar

off bu nedir yaa
eskiden ne güzeldi
kapıdan baybay yapardı
kapıyı kapatmayı ve arkasındaki demir çengeli çevirmeyi severdi
hemen el sallar hoop kapıyı kapatırdı
sonra da bize camdan el sallardı

birden bire değişti işte
hani şöyle şımarıkça sızlansa
edepsizlikten bas bas bağırsa belki hiç önemsemeyeceğim
ama içleniyor kuzum
hıçkırıklara boğuluyor
basbayağı üzülüyor işte :(((

istemiyorum benim yüzümden ağlamasını
ben hep kızımla olsam, onu hep ben uyutsam .....

25 Şubat 2008 Pazartesi

aamut


kaç insan sabahları "aaaamut" diye bağıran bir kızın sesiyle uyanır :)
şaka gibi gerçekten
bu sabah çakıl yatağından "aaamuut" diye bağırdı
yani öyle bir seslenme ki emir gibi
insana koşarak odaya gidip -girer girmez iki ayağının topuğunu şaak diye birbirine vurup selam verip- işlemeli yastık üzerinde "aaamut"u takdim etmek mecburiymiş gibi geliyor.
yanına gittiğimde iki kaşını çatmış bana bakıyordu
bakarken bir kaç saniye içinde gözlerini usulca yumup uyumaya devam etti

ben yırttım
artık rüyasında o armutu yetiştiremediği için fırçayı kim yedi bilemem :)

19 Şubat 2008 Salı

yürek yangını


Kındıra köyüne gittiğimiz ilk gün yoğun kar yağışı vardı
o gün Çakıl'la ikimizin yarım saatlik yürüyüşünü saymazsak tüm gün şömine önünde oturup dışardaki karı seyredip kitap okuduk
sanırım tatilde bana en iyi gelen şey de buydu.

Sandor Marai'nin yürek yangını kitabını o gün başlayıp bitirdim
Okumaktan ciddi keyif aldığım bir kitap oldu
Öncelikle duygular ve insan psikolojisi üzerine yazılan nerdeyse tüm kitaplarda konuşturulan kahraman kadındır, çünkü duygusal yoğunluk kadına daha çok yakıştırılır
bu kitabın iki kahramanı da (yazarı da) erkek, iç sesler ve konuşmaların tamamı 75 yaşını aşkın bu iki adama ait.

Kitaptan bir kaç alıntı:

" Yalnızlık da son derece tuhaf...Yabani ormanlar gibi tehlikeler ve sürprizlerle dolu. Onun bütün oyunlarını bilirim. Tüm hayat düzenini seferber edip umutsuzca savaştığın sıkıntı. Sonra beklenmedik kaçışlar. Yalnızlık da bir çalı ormanı gibi gizem doludur."

"Başına gelenleri biraz da insan kendisi yaratıyor. Olması gerekenleri insanın kendisi çağırıyor ve bırakmıyor. İnsan böyledir. İlk andan itibaren varlığının ölümlü olduğunu bilse de bunu yapıyor. İnsan ve kaderi birbirine sıkı sıkı tutunur, birbirlerini çağırır ve biçimlendirir. Kaderin gizlice yaşamımıza girdiği doğru değildir. Hayır, kader bizim ona açtığımız kapıdan girer ve biz ondan biraz daha yaklaşmasını rica ederiz. Hiç bir insan kendi yaradılışının, kendi karakterinin kolayca kurallara uyması yüzünden oluşan şanssızlığını, veya eylemler veya söylediği sözlerle tersine çevirecek kadar akıllı ya da güçlü değildir."

"İnsan yavaş yavaş yaşlanıyor: Önce yaşamaya ve insanlara duyulan heves eskiyor, biliyor musun her şey zaman geçtikçe bu şekilde gerçek oluyor, her şeyin anlamını anlıyorsun, her şey ürkütücü ve sıkıcı bir şekilde tekrar ediyor. Bunun da yaşlanmayla ilgisi var. İnsan bir bardağın basit bir bardak olduğunu biliyor. Ve insan ne yaparsa yapsın sonuçta sadece ölümlü bir varlık. Sonra vücudu yaşlanıyor; hemen değil, hayır, önce gözleri ya da bacakları ya da kalbi yaşlanıyor. İnsan parça parça yaşlanıyor. Ve bir gün ruh yaşlanmaya başlıyor: Çünkü vücut ihtiyar olmak istiyor, ama ruhun hala özlemleri hatıraları var ve hala arıyor, seviniyor, arkadaşlarını özlüyor. Ve mutluluğa duyulan özlem kaybolduğunda sadece hatıralar ya da kibir kalıyor; ve o zaman insan gerçekten sonsuza dek ihtiyar oluyor."

"İnsan ihaneti ve hainliği içine sindirmek zorunda, insanın tüm ödevlerinin en zoru da başkasının kendisinden karakter ve zeka bakımından üstün olduğunu kabullenmesidir."


Ünlü Macar Romancı 1900 yılında Kashau'da (bugünkü Slovakya)doğmuş ve 1989 yılında intihar ederek yaşamına son vermiş. Sandor Marai 50 den fazla roman yazmış sağlığında. Bunlardan Yürek Yangını ve Parma Kontesi ölümünden 10 yıl sonra tekrar keşfedilmiş. Almanya'da aylarca çok satmış.
1945 yılında çılgın Nazi rejimi ile yönetilmekte olan Macaristan'ın yeni komünist rejime geçtiğini gören yazar, 1948 yılında ülkesini terk etmiş ve çok sevdiği ülkesine bir daha geri dönememiş.

18 Şubat 2008 Pazartesi

mutluluk


"Nasıl mı mutlu oluyorum? Sahip olduğum şeylere sevinerek, sahip olmadıklarımı hiç düşünmeyerek..."
Tolstoy

kındıra köyü - sessizlik - tazelik


günlük'cüm, şekerim

tatil süperdi
ilk sabah uyandım, dışarı çıktığımda aşağı köyden bir kaç horoz sesi geliyordu
sonra bir süre bekledim durdum dinledim
horozlar da sustu
minik minik kuş sesleri başladı
ne bir tekerlek ne bir klima ne korna çıt ses yoktu
insan nerdeyse sağır olduğunu sanabilirdi
hava öyle berraktı ki uğultu sözcüğünün köylülerce bilindiğinden bile pek emin değilim
kulaklarım bayram etti ses temizliği yaptılar, birikmiş uğultuları süpürüp attılar
bir de üstüne kar böyle dize kadar bembeyaz

tazelendim yenilendim beyazlandım
beyaz sayfa açtım
kızımı karlara yatırdım çelikledim
ben geeldimmm

11 Şubat 2008 Pazartesi

sevgililer günü kutlu olsun - şimdiden


Ankara'da tanıştık biz
Alper görevini tamamlayıp Ankara'dan ayrılırken -adı konmuş- hiç bir şey yoktu aramızda..
giderken iki kitap hediye etti bana

"çocuksun sen"
ve
"belki yine gelirim"

çocuktum...

geldi...

10 Şubat 2008 Pazar

for mother in law!

sadece renkli süslü kurabiyeler olarak bakmayın,
saksıya da yakından bakın :)

5 Şubat 2008 Salı

kardanadam yaşatma timi



Ey sevgili günlük,

Hayat güzel, güneşli günler, neşeli cıvıl cıvıl bir ofis
Batıyor mu bana, cevap veriyorum eveeet batıyoooor
Bir kere ne güneşi, güneş istemiyorum ki ben
Daha kış mı gördük allaaansen
İki damla kar düştü tepemize üşümedik bile
Kış nerde ne zaman kardan adam yapacağız
Canım annem olsa balkonda leğene kar biriktirirdi sokağa çıkmak istemeyelim üşümeyelim evde sobanın kenarında yapalım kardanadamamızı diye :)
Vay be sakınaklı çocukluk ne güzelmiş, sonra da karadenizin ılıman havasında zorla biriktirdiğimiz karlardan yaptığımız o mini mini kardanadamı buzlukta saklardık eriyip yamuşup gidene kadar
Ama büyüdüm ben be günlük
Öyle iki avuç karla kanacak gibi değilim
Bugün adam akıllı bahar havası vardı
sıcakladık dışarılarda çıkardık mont atkı ne varsa
yok yok olmaz böyle olmaz
kar bana gelmezse ben kara giderim
bu elleri karda çatlatmadan dönmem bu böyle biline
hem bu sene soğukta kırmızı turp olacak bir burun daha var sırada :)

3 Şubat 2008 Pazar

prenses şatosu



Pastanın tamamlanmış hali...
Sonunda Elizabeth şatosuna Büçge fıstığı da prenses pastasına kavuştu
herkes mutlu :)