22 Haziran 2009 Pazartesi

neşemsin

bu kız var ya bu kız,
bu tatilde bizi gülmekten eğlenmekten yordu
canım benim kikiriğim

7 Haziran 2009 Pazar

iyi ki doğdun canım ablam


çocukken hep ablamın doğum günü pastası çilekli oluyor benimki mandalinalı diye üzülürdüm her çocuk gibi en çok çilek sevdiğimden, şimdi her şeyi her mevsim bulmak mümkün.

cuma gecesi ablama pasta yapmak üzere mutafağa girdiğimde çocukluğumun çilek kokusu geldi burnuma ve ona çilekli bir pasta yaptım.

iyi ki doğdun ablacım.. iyi ki ...

21 Mayıs 2009 Perşembe

sarı sayfalarımdan sen suçlusun, hamelin...

blogum, gözüm :)
işte aramıza giren bu adam, sana açıkça fişlemek isterim
sonuçta senden gizlim saklım olmaz bilirsin (yani çoğu zaman)
çarşamba akşamı iş sanat'a hamelin'i dinlemeye gittik.
marc andre hamelin şu anda yaşamakta olan en iyi piyano virtüözü olarak biliniyor.
hemen hemen tüm piyano eserlerini kusursuz yorumlamaklama kalmıyor, en zor, en imkansız kadansları yetkinlikle çalıyor.
Şimdi böyle bir adam benim aklımı uçurmasın da ne olsun :)
olağanüstü bir konserdi.
iş sanat girişte fotoğraf makinelerimize kibarca el koydu, emanete aldı.
Ama biz çıkışta "büyülü masallar" diyarında gezindiğimiz için makineyi emanetten geri almayı, vesair dünyevi şeylerin tamamını :) unuttuk.
halen de gidip alabilmiş değilim.
diyeceğim o ki; makinem yok, fotolar yok. Çakıl'ın sayfasının güncellenmediğinden bahisle mail dürtüştürmesi yapan arkadaşlarıma (kabul et blog, çakılın reytingi bizimkini döver) işbu açıklamamı saygılarımla sunarım.
bu arada hamelin şövalyeymiş, yani ben şövalye gördüm, evet gerçek bir şövalye gördüm :) bundan sonra gözlerime bakarken daha bir manalı yaklaşmanı beklerim blog, hiç kusura bakma şövalyeye bakmış gözler bunlar :)

10 Mayıs 2009 Pazar

anne olduğunu anlamak...

sevgili günlük,

yazacak konu mu yok diyeceksin belki ama, anneler günü kuşatmasında başka şey yazmak pek mümkün değil.

Anne olmak neyse de anne olduğunu anlamak öyle acayip bir şey ki,
şimdi belki çoğunuz okurken "insan karnındaki bebeğin varlığını ilk algıladığında hayatı değişir, sıradan insanlıktan yüce bir varlık mertebesine doğru yükselmeye başlar" diyeceksiniz.

Öyle olmuyor be günlük, annelik insanı darmaduman eden bir şey.

Yani sana şöyle anlatayım, hayatta yaptığım geri dönülemez tek şey.

Bütün dünyayı omzunda taşımaktan hiç bir farkı yok, loğusa sendromu denilen şey de bu zaten, yazdım mı daha önceden hatırlamıyorum.
Ama o çok sevimli, çok şeker bebeğinle hastaneden eve döndüğünde, hele ki ilk gece "bin atlı akınlarda çocuklar gibi şen" olunmuyor.

Kocca dünya tüm kalabalığıyla ve ağırlığıyla omzuna basa basa tepene çıkıp başının üstüne oturuyor, sanıyorsunki bir daha asla "ben" olamayacağım, asla derin nefes alamayacağım.

Çünkü geri dönülemez bir şey anne olmak, yaptığım her şeyi geri sarabilirim, değiştirebilirim. Evet gerçekten yapabilirim.

İstanbul'da olmak evden ayrılmak yanlış kararmış der, ankaraya gidip annemle babamın kuytusuna sığınırım. Hukuk işi bana göre değilmiş der yaşım kaç olmuş demez yeniden üniversite okur hayatımı baştan yaratırım, ha keza evlilik bile herkesin gayet iyi bildiği gibi (hatta gereğinden sık kullandığı gibi) iptal edilebilir bir sözleşme. Borca mı battım, çalışır kazanır öderim, evimi mi beğenmedim taşınırım vs vs.

Ne yaptıysam bugüne dek biraz emek ve yürekten istekle değiştirebilirim.

Ama anne olmak öyle mi, asla ve kat'a, ila nihayi değiştiremeyeceğim bir şey.

Yazının burasında, hamile okurlar bunalmasın diye hemen söylemek isterim ki, aynı şekilde asla ve kat'a ve dünya yıkılsa değiştirmek isteyemeyeceğin bir şey, rahatlayın :)

O ilk gece ömrünün en zor gecesiydi, artık başka biri olduğumu bildiğim anladığım ve bu yeni kimliğimin karşısında ezildiğim ilk gece.

Üzerinden 2,5 yıl geçti.

Bambaşka biri olduğum muhakkak, şimdi yaşamım kızımla da tanımlı, adına "ben" dediğim şey bir hayli "sen" aslında.

Yüzüm eskiden de gülerdi tabi ki, ama şimdi şefkatle gülümsemeyi öğrendim.

işler tepeme tepeme yıkılırken içimden "ali babanın bir çiftliği var, kuşlar havlamaaaz, kuşlar havlamaazz" söyleyip sakinleşmeyi öğrendim.

Öğrendiklerimi sıralamayacağım, say say bitmez ve ne kadar saysam da eksik kalır.

Ama laf aramızda, hep birilerinin doğumgününü kutladım ben, sen söyleyene kadar "pastanın doğumgünü"nü kutlamak hiç aklıma gelmemişti :)))

Bilmiş, kabul etmiş ve özümsemiş bir anne olarak bugün bu yazıyı şu dialogumuzu aktararak kapatmak isterim:
çakıl : anne
anne : çakıl
Çakıl: yok çakıl çakıl, "efendim" söyle
anne: pardon, efendim :)
çakıl : anne mutlusun söyle, sonra çakıl mutlusun söylesin
anne : çok mutluyum çakıl
çakıl : okey, çakıl dondurma yesin :))))

6 Mayıs 2009 Çarşamba

çingeneler zamanı

dün gece ahırkapıya gideceğim demiştim ya :)


gün gelip de bloguma dansöz kıyafetli fotoğrafımı koyacağım kimin aklına gelirdi....


Alberto ve Roman kankaları :)

dileklerimi 4 ayrı ağaca bağladım, e artık biri tutar di mi :)

5 Mayıs 2009 Salı

hıdırellez


Bu gece hıdırellez!
Geçen sene kaçırmıştım hatırlarsınız. tık :)
Bu sene hevesliyim.

Dileklerimi yazdım, bu fotograftan bir çıktı alıp bağlayacağım bahçedeki gül ağacının dalına
ama bu akşam asıl şenlik ahırkapı'da
bize de bahar şenliği gerek diyen varsa bekleriz. tık :)

3 Mayıs 2009 Pazar

bilmiyorum ama senin ihtiyacın var gibi geldi bana...

Bilmiyorum ama senin ihtiyacın var gibi geldi bana,
Kaç bahardır planlıyorsun
Etekleri rüzgarda açılan çiçekli bir elbise giymeyi?
Artık ne olursa olsun
Bu bahar esintili biri olmayı.
Tüy gibi hafif, oradan oraya uçuşmayı...

Nasılmış, nedenmiş meselesini bir mevsimlik tatil edip,
Sokağa çiçek gibi dökülmeyi...

Bilmiyorum, ama senin aklında
"fena" bir şey var gibi geldi bana.
Bu bahar göster bakalım numaranı!
Kaç bahardır planlıyorsun
- Bu sefer kesinlikle -
Erken bir bahar tatiline çıkmayı?

Hiçbir şeyin sana ait olmadığı,
Sabun kokulu bir pansiyon odasında, biraz kendine bakmayı.
Pansiyondan çıkıp kimseyle konuşmadan,
Her şeyi ceplerine doldurmuş olarak,
Gün boyu serseri gibi dolaşmayı...

Siyah - beyaz bir filmin başrol oyuncusu gibi
Uzaklara dalıp kahramanca kararların sigarasını yakmayı...

Bilmiyorum, ama sanki bu bahar
Mühim kararlar verecekmişiz gibi geldi bana.
Sanki bu bahar seçeceksin yolunu.

Peki bahar vakti seçilen yoldan hayır gelir mi?
Ama zaten hayır getirecek yollar
Hiç senin gibiler için değildi ki!
Söyle bakalım sen, kaç bahar geçirdin toprağa bulanmadan?
Şöyle çok eskiden olduğu gibi çamurdan köfteler,
Topraktan pastalar yapmadan.

Sırf yeni bitmiş otlar pembe topuklarını gıdıkladı diye
Tek başına gülümsemeden.
Söyle bakalım kaç bahar?

Elini çenene dayayıp,
Adını bile unutana kadar,
Gidip gelen karıncalara bakasın var senin.
Senin kendine bakasın var bu bahar,
Yaz sıcağı bastırmadan.

Biz de biraz anlıyorsak bu işlerden
- Her nev'i serserilikten ve
İhtiyatsız ömürler bilgisinden - biraz olsun yani,
Bu baharı kendine ayır derim.

Bilmiyorum ama kafanın içinin
Bir bahar temizliğine ihtiyacı var gibi geldi bana.
İyi olmaz mıydı yani, açıp başımızı,
Çıkarsak beynimizi,
Yıkasak bakir leğenlerde.
Sabun tozlarıyla, çitileye çitileye.
Söyle foşurdata foşurdata.

Bilmiyorum ama senin ihtiyacın var gibi geldi bana,
bu bahara.
Biraz kendine bakmaya...

İyi baharlar...
Sapphire's Scribbles
Fotoğraf: 2003-Maşukiye- 6 sene önce :(

28 Nisan 2009 Salı

uzaktayken yanındayım


"hoşgörü eşiği alçaktır hayatın.
düşün bir, hasret nerede başlar
vuslat nerede biter?
vuslatı hasret, hasreti vuslattır onun.
yanındayken hasretini çekerim, uzaktayken yanındayım..."

alev alatlı

24 Nisan 2009 Cuma

kutlu olsun




kutlu olsun bebeğim,


gün senin günün ...

20 Nisan 2009 Pazartesi

17 Nisan 2009 Cuma

sevgili DÜN'lük...


Sevgili günlük;

*Bugün 17 Nisan Cuma, hiçbir ekstrası yok sadece Cuma
başım felaket ağrıyor şirkette uzun sure ağrı kesici aradım, herkeste apranax var
açık ofisin ortasında apranax’ı içmemeleri, çok ağır olduğu vs konusunda nutuk çektim
başka bir ilaç bulamayınca gittim bir apranax içtim
4 saat geçti, başım geçmedi
Tırım tırım gidip bir apranax daha aldım
Kazağımın koluyla yüzümü kapatarak geçiyorum koridordan

*16 Nisan Perşembe;
sevgili günlük,
öğlen arasında alışveriş yapmak rengarenk ayakkabılar kıyafetler almak hedefiyle ve büyük bir coşkuyla fundi’yle nişantaşına gittik.
Hızlıca bir şeyler yeyip hemen alışverişe geçelim deyip, gördüğümüz ilk kafeye oturduk.
Yemek 55 dk sonra geldi yedik kalktık şirkete döndük

*15 Nisan Çarşamba;
Sevgili günlük,
Eve erken dönmeyi ve bilimum aktivite yapmayı planladığım bugün de hiç planlanmayan bir toplantının esiri oldum, eve gene geç gittim.
Çakıl artık kapıyı açınca "baba" diye çığlık attıktan sonra "anne nerde" demiyor.
Çok bedbahtım.
İşin kötüsü tam gün aylak moddaydım, nerdeyse hiç iş yoktu. Bu işleri bekletip bekletip akşam 6’dan sonraya patlatan bir virus mü var nedir.
Alberto saolsun, keyfim yerine geldi. Şarap, film, sohbet derken akşamın geri kalanını kurtardık, ne güzeldi…

*14 Nisan Salı;
Sevgili günlük,
İnsanı evde annesinin karşılaması olayını unutalı çok olmuş, bu akşam eve gittiğimde kapıyı annem açtı. Resmen duygulandım, burnum sızladı çaktırmadım.
Annem, çakıl, ben matruşka bebekler gibi dizi dizi yanyana oturuyoruz çok komik.

*13 Nisan Pazartesi
Sevgili günlük,
Bu erkeklerin algılamayla ilgili ciddi bir problemleri var, sevgili şehir çocuğu janti alberto 30 küsur yaşından sonra bahçe işlerine merak saldı. Onu diktim bunu ektim çim biçtim filan derken kendini derbeder ediyor. Hafta sonu takriben 40 kere dikkat et yorulma vs dememe rağmen, kendini toprak insanı annemle bir gördüğünden mütevellit bahçede he-man gibi çalıştı.
Sonuç tüm gece yatakta oturdu, bırak uyumayı yatamadı bile.
Sabah işe yanlız gittim, sevmiyorum yalnız sabah hallerini. Illa bir duygusallık gelip basıyor. İstanbul ıslak, köprü depresif. Puff
Neyse ki akşama toparlamıştı.

11-12 Nisan haftasonu
Sevgili günlük,
Cumartesi sabahı çakılı dişçiye götürdük, iyi ve kötü pek çok şey söyledi.
Şu gen olayı ne gıcık yahu, ne sıkıntı olsa genetik deyiveriyor doktorlar. İllaki ihale ailede/sülalede kalıyor. Üst çenesi darmış, ortodontik tedavi gerekecek gibiymiş, ama genetikmiş yapacak bir şey yokmuş.
Kuzucum gen belasına pre-ergenlik dönemini çelik çene olarak geçirecek belki de. Neyse düşünmenin efkarlanmanın faydası yok.
Bilimin bir an once gelişip gen ayıklama mertebesine yükselebilmesini bekliyoruz heyecanla. Zira bu süreçte yüzü kızarsa genetik, pişik olsa genetik, cin basıyor insana.
Çok soğuktu bu haftasonu be günlük, caddebostan yürüyüşü yalan oldu.
Bizimkiler ha gayret bahçedeler. Bunca çabaya eşerken bahçede bir küp bulsalar bari…

cu, cum, cuma, cumaaaaa...

güzel güneşli bir sabah,
haftanın en son günü, iş çoksa da peeh ...

16 Nisan 2009 Perşembe

ben de varım

Sevgili öykü ve neslihan'ın başlattığı Atatürk fotoğrafları yayınlama mim'ine içtenlikle katılıyorum.
ben hep yazdım, hem çakıl'ın blogunda hem kendi blogumda bugüne dek.
kızıma yazdığım mektupları hatırlarsınız.
tekrar etmekten hiç gocunmuyorum.
öğretmen bir anne ve öğretmen bir babanın kızıyım ben, dedem evinin duvarında elektrik prizine sıkıştırırdı Atatürk ve Ecevit fotoğraflarını.
Ülkemin ne güçlüklerle kurulduğunu öğrendim minicikken. Yakamdaki Atatürk fotoğrafını, aklımdaki cumhuriyet ışığını gururla taşıdım.
Coşkuyla kutladım tüm bayramları, cumhuriyet çocuğuydum tam bir cumhuriyet çocuğu.
Şimdi minik kızımın aynı farkındalık ve gururla büyümesi için çabalıyorum bir çoğunuz gibi.
Aklına, yaşamına, umuduna sınır koymasın kimse istiyorum.
Bugün minicik haliyle annesiyle babasının kırmızı beyaz giydirip bayram coşkusu yaşatmaya, anlatmaya, öğretmeye çalıştığı minik çakıl'ın büyüydüğünde de tüm bayramları yüzünde koca bir gülümsemeyle karşılaması tüm dileğim.

14 Nisan 2009 Salı

mori

Perşembe akşamı yasemin mori dinlemeye gittik, son dönemde en çok keyif aldığım aktivitelerden biriydi. Nasıl keyifliydi, nasıl tadındaydı anlatamam.
Gene çıkar, gene giderim, siz de gidin derim.

'nereden geldim nereye giderdim?'
bu da düşünen kafanın bana sorusu.
'sür beni sarp kayalıklara oradan aşağısı başka yerin konusu'
'ah' dedi 'senin durumun fena',
'ah' dedi, ' kalbinde bu neyin acısı?'"

6 Nisan 2009 Pazartesi

pasaklı kontesim


Çok mutluyum blogcum, çakıl'ım resmen pasaklı oldu nasıl mutluyum anlatamam :)
cumartesi günü polonezköy'de yerlere çamurlara kumlara topraklara, güvercin bokuna bulandı
pazar günü kınalıada'nın en pis en pasaklı tek gözlü kedilerini kovaladı, okşadı.
dondurmasını koynundan koltukaltına kadar bulaştıra bulaştıra yedi.
Pis oldu pasaklı oldu be blog, çingen çocuuu oldu :)
Ama kelebek kovaladı benim kızım, kedilerle konuştu.
Genellikle kitaplardan sevip halleştiği ördeği, hindiyi, kazı, tavuskuşunu gördü.
Horoza "baaarma pleeease" dedi.
Çamurlarda yuvarlandı, üç kere düştü, iki dizinde de sıyrıklar hafif morluklar oluştu.
Tırnaklarının arası toprak doldu (10 dakikada bir kendini oyun parkına 500 metre uzaktaki lavaboya götürtüp elini yıkatmasını saymıyorum)
Pis kokulum çakıl'ım, pasaklı kontesim :)
Ne kadar çamur olursak o kadar iyi.. (mi?)

2 Nisan 2009 Perşembe

denizi kimse anlatamaz
hiç
hiç kimse
homeros anlatamadı
dante anlatamadı
anlatamadı şekspir
deniz
yalnız deniz
anlatır kendini
ben de dinlerim
arif damar

30 Mart 2009 Pazartesi

dedi ki bana;


dedi ki bana;

I really love you love you so much anne!
bilerek isteyerek mi dedi, biri mi öğretti
hiç kurcalamıyorum, sadece bu güzel sözün keyfini çıkarıyorum :)

25 Mart 2009 Çarşamba

böyle söylememiş miydim


işte pastanın tastamam hali
iyi ki doğdun göktuğ
papyonlu 1 burda pek güzel çıkmamış
göktuğun papyonuyla takım olmuşlardı oysa ki :)

21 Mart 2009 Cumartesi

şeker kedi


epeydir şeker hamuruyla pasta yapmıyordum
dün gece minik göktuğ'un 1. yaş günü için bu kediyi yaptım.
akşam üzeri göktuğ doğum günü partisinde pastayı görünce garip çığlıklar attı
sanırım bu koca gözlü kediden hoşlandı :)
pastanın son halini de ekleyeceğim.

10 Mart 2009 Salı

gece örter üstümü, sesim çoğalır su olur ...


gece...
saat 02.00 suları
adam ve kadın yakından gelen bir çocuk sesiyle uyanırlar
çocuk bağırarak şarkı söylemektedir
"benim annem, güzel annem, beni al kolllarınanana, kucaginda uyut beeeniiiii"
rutin olduğu üzere adam kalkar
(kadın uzun zaman önce gece seanslarını devretmiştir)
bu sefer adamın sesi yükselir odadan
"neden soyundun, bu soğukta neden çırçıplaksın çakıl?
elin ayağın buz gibi olmuş"
çocuk tekrarlar
"neden çıplaksın, neden çıplaksın"
peşinden şen bir kıkırdama ve gülücük efekti duyulur, "neden çıplaksın?"
adam bu kez gerçekten kızar, günlerdir hep aynı şeyi yaşamaktan yorulmuştur.
bir çocuk neden uykusunda soyunur
bu kez daha kararlı ve sert bir tonda soyunmaması gerektiğini söyler,
çocuk adamın gözüne bakar, yine bir gülücük atmaya çalışır
adamı yumuşatamayacağını anlayınca ağlamaya başlar
uzun uzun ağlar
hıçkırık hıçkırık ağlar
içli içli ağlar
adam çocuğu giydirir
sakin sakin soyunmaması gerektiğini anlatır
kadın odasında yanlarına gitmemek, duruma müdahale etmemek için savaş verir
odanın kapısına kadar yürüyüp yürüyüp geri döner
olaylar yatışır herkes sakinleşir ve uyur

sabah olur, güneş yeni güne gülümser :)
her şeyin yepyeni olacağı bir güne uyandığını düşünür herkes
kadın büyük bir özlemle çocuğun odasına gider
çocuk yatağında soyunmuş (!) ve poposunu havaya dikmiş uyumaktadır :))