23 Nisan 2010 Cuma

12 Nisan 2010 Pazartesi

hayaller

bir hayalim daha gerçek oldu.


Bisiklet;
eşitliktir: bazen o sizi taşır, bazen siz onu.
özgürlüktür: ferman padişahın, dağlar bizimdir.
kardeşliktir: bir ağaç gibi tek ve hür öte yandan.
tevazudur: estağfurullah beri yandan.
çocukluktur: hayatla izdivacın balayı günlerinden.
aylaklıktır: akreple yelkovana nispet.
sükunettir: ne der filozof: gürültü, zekayla ters orantılıdır.
idraktir: hepimiz gogol'un palto'sundan çıktık.
rüyadır: üç yaşında başlar, hayat boyu sürer.
hayal gücüdür: durduğunda devrilir.
dengedir: statükoyla alakasız.
şeytan arabasıdır: itaat mi, o da kim?
aşktır: her bahar sırtınızı ürpertir.
libidodur: düz duvarlar sizindir.
bahardır: papatyalarla aynı nebatattan.
yazdır: yaz yaz bitmez bir metnin iki noktası.
kıştır: her mevsim vivaldi.
kendisidir: doğan görünümlü şahin değil.
devrimdir: gerçekçi olur imkansızı ister.
ütopyadır: ayaklar hep havada.
kırmızıdır: hayali cihan değer, hele bir ihtimal iken.
muhaliftir: iktidara müdanasız.
mesttir: ömer hayyam'ın üzüm suyundan.
bir lokma bir hırkadır: derviş soyundan.
şehrazat'tır bağdat'ta: binbir geceden süzülür.
kerameti kendinden menkuldür: bir bilen bilir, bir de binen
bi tur versenedir: boş arsaların rant'a yenik düşmediği zamanlardan.
aşüftedir: yoldan çıkartır.
mor külhanidir: kendi kendine çalan bir davul zurna.
rosinantedir: don kişot'un altında olsaydı değirmenler bizimdi.
rüzgargülüdür: kır evinin verandasında.
yelken, balık dümen, su: hepsi birdendir.
isyandır: bush'u iki kere dehledi üzerinden.
şarabi eşkiyadır: şan verir ortalığa her bahar.
köroğludur: otomobil icat olur mertlik bozulur.
tek kişilik karnavaldır: dünyanın sokaklarından.
müslüman mahallesinde salyangozdur: eyvallahı yoktur aleme.
kel-alakadır: bütün bağlamlardan muaf.
aydan çelik

4 Nisan 2010 Pazar

5 Nisan Avukatlar Günü Kutlu Olsun!

Kimseye, ne müvekkile, ne hâkime, ne de iktidara tabiyiz.
Bizim aşağımızda kişilerin
var olduğu iddiasında değiliz.
Fakat, hiçbir hiyerarşik üstü de tanımıyoruz.
En kıdemsizimizin, en kıdemlimizden
veya isim yapmış olanımızdan farkı yoktur.

Avukatlar esir kullanmadılar, fakat efendileri de olmadı...
Molierac

29 Mart 2010 Pazartesi

feriköy ekolojik gıda pazarı

Feriköy Ekolojik Gıda Pazarı’ndan bahsetmiş miydim size?
Bir cumartesi sabahı; mevsimin de bahara taşıyor olmasından yararlanarak feriköye doğru yol almanızı tavsiye ederim. Şanslıysanız; bir saksafon melodisi ile karşılar pazar sizi. Burası üstü kapalı ve sadece 2 giriş kapısı olan küçük bir alan, sadece sebze ve meyveler değil sertifikalı diğer doğal ürünleri de bulabilrisiniz, un, reçel, zeytinyağı, bakliyat, elma ağacı fidanı aklınıza ne geliyorsa. Evet! Saksafon da doğru! Evet! Feriköy Türkiye'de :)

Domates çıkmış bu hafta, gerçek domates. Sonra kıbrıs çileğinin ilk haftasıydı mesela. (Kış boyu manavların sattığı şeylerden bahsetmiyorum, onlar çilek değildi) Çilek kokusu müthiş. Kokuyu içime çektim, Giresun’daydım. İçime çektim Bozcaada'daydım. Zaten tatil dediğin nedir ki; bir şarkı, iki resim ve en çok koku...

25 Mart 2010 Perşembe

hoppidi hippi :)

1960'lar modeli pembe gözlüklerimi ve leopar desenli fularımı takıp, üstü açık arabamla güneşli bir öğleden sonra sahil yolunda hız yapmak istiyorum sevgili blog.
Her ne kadar dediklerimi yapamasam da, bugün pembe rujumu, hippi saç modelimi, kızılderili elbisemi, küpelerimi takıp çıktım dışarı.

Öğle arasında dolmabahçede denizin kıyıcığında çay keyfi.
Malumunuz bahar geldi, güneş açtı, takriben içimdeki hippi girl çakması uyandı, bi çiçekli taça bakar artık burdan sonrası :)

Her bahar olduğu gibi (tamam her mevsim diyelim) gene korkunç bir gitme, gezme tozma, dünyanın tozunu attırma arzusu dolup taşıyor içimden.
Bu sabah Alberto’ya “sence karavanla dünyayı gezme ihtimalimiz nedir?” dedim, cevap kısa ve net “bana uymaz” :)
gerçekçi insanları severim, bazılarını ekstra severim, bilen bilir.

Oysaki şu fotoğrafta yer almak isterdim ben, o direksiyonun başından size poz vermek isterdim. Olmayacaksa da napiim, bahar işte, insanın hiç üzülesi gelmiyor hiç bir şeye, hemen başka bi mutluluk bulunuyor.
Ben de hedef küçülttüm mecburen; yeni bir bisiklet istiyorum şimdi, selesinden çiçekler taşsın istiyorummmm....

15 Mart 2010 Pazartesi

giit mutlu olacaksan beni düşünmeeee....

İnsanın gidesi olunca; yol, yön fark etmiyor sevgili okur.
Onca kalabalık ve insan istifi Uludağ bile, dağın doğru tarafında kalmayı bilince keyif veriyormuş insana, gidesi olana.

Bizim bir Münevver teyze vardı eskiden, hafiften uçmuş bir insandı. Kulakları da pek duymazdı. Ne zaman evden çıksam beni görürdü. İnsanlar genelde beni gideceğim zamanlarda görür.
“Yine mi gidiyorsun gezenti?” derdi. Yine gidiyorum Münevver teyze.
Çünkü ben giderim. Yine olsa yine giderim. Başka türlüsünü bilmiyorum. Sonra kendi gitti gerçi. Her neyse işte...
Ne demişti şair:
Zaten bu gitmeler gitmek değil!

11 Mart 2010 Perşembe

karaoke!

Tanrım...
Meğer yıllardır bu geceyi bekliyormuşum...
İçimde patlamaya hazır bir volkan varmış da farkında değilmişim sanki...
Kesinlikle insanı deşarj eden bir etkinlik karaoke dedikleri, gerçekten ihtiyacım varmış.
Gerçi acaip bir başağrısı ile uyandım ama ruhum arındı hissedebiliyorum :)
Çok eğlendik, bu kadar güzel eğlenebilen (ama öyle böyle değil) insanlarla olmak ne büyük mutluluk.
Mekanın odalara ayrılması ve odada sizden başka yabancı kimselerin olmaması da çok güzel, ayrıca büyük rahatlık.
Şarkıcılık zor zanaatmış vallahi...
Öncelikle Sibel Can'ın eteklerini neden çekiştirdiğini anladım :P Müziğin sesi o kadar yüksek ki o sese çıkmak (hele ses yoksa) olanaksız, o yüzden çığlıklar eşliğinde şarkılar tadında, bir acayip geceydi...
En çok çalınan şarkıcılar: Nilüfer, Sezen Aksu, Şebnem Ferah, Nil, 80’lerin cici şarkıları, Serdar Ortaç vee Orhan Gencebay...
En çok katılım alan şarkı: "Ele güne karşı"
Gecenin öğretisi: Boşver nasılsa kimse beceremiyor eğlenmene bak!
Gecenin içkisi: Bira
Gecenin favori yabancı şarkısı: “money money”

Gelenekselleşmeye aday bir geceydi,
yayında ve yapımda emeği geçenlere teşekkürler...

9 Mart 2010 Salı

wonderland

fotoğraf: Bruna Marchioro
düş gibidir yaşamak
düşlemek gerekir
bazen düşlemek var olmaktır
sadece düşlerle de yaşam olmaz.
düşlemek de gerekir
düşünmek de...

4 Mart 2010 Perşembe

bilemezsin...


insan kendisinin durağı,
yollara çıktıkça ya eksilirsin, ya çoğalır
yerinde bıraktığın her yol tabelasında
bir mola verirsin anlamak için
şimdi sen yolun neresindesin?

uyandığında başlar bazen rüya; bilemezsin
yitirilmemişse büyüsü; aşktır anlarsın.
ben rüyadayım
bir sabah yine yanında uyanmak için...
bir sabah yitirmeden anlamak için...
peki, sen...
şimdi yolun neresindesin?
cezmi ersöz

28 Şubat 2010 Pazar

bu anı daha önce yaşamıştım

Murat Gülsoy'un okuduğum ilk kitabı "Bu Anı Daha Önce Yaşamıştım"
Yazar anlatım dili ve kurgu gücüyle ilk sayfalardan itibaren büyülüyor. Yazdıklarının kurmaca olduğunu, okuru kitaba yabancılaştırarak satır aralarında hatırlattığı halde, kurmaca değilmiş gibi okumanızı sağlıyor.
Kitabı hızlıca okuyup bitirdim ve yazarın "Sevgilinin Geciken Ölümü" kitabına başladım.
Keyifli bir tanışma oldu.

Kitaptan altını çizdiğim kısa bir bölüm;
"Mutlusun. Aşıksın. Arzu ile sarıldığın bedenden sende kalan koku kaybolacak diye korkuyorsun. Şu dünya yüzünde, şu hayat içerisinde farklı ve biricik olduğunu hissediyorsun. Sanki sen, eski sen değilsin de başka birisin. Sende gömülü bekleyen ne varsa onun ellerinin dokunuşuyla birer birer açığa çıktığından beri büyük hikayelerin kahramanları gibi yaşıyorsun. Bu kadar yukarı çıktığın için başın dönüyor, korkuyorsun. Varoluşun tahterevallisi senden yana olduğu anda, en tepeye çıktığın anda, aşağıyı görüyorsun. Ayrılık, ihanet, acı, belki ölüm bekliyor seni aşağıda. Aşağıda kaybetmek var. Ne yapacağını bilemiyorsun. Bildiğin tek şey, yükseklik korkusunun aşkı öldürdüğü..."

27 Şubat 2010 Cumartesi

iki çıraktan bir usta


Hocam, üstadım, mirim, yakın dostum Nori ile epey zaman evvel "iki çıraktan bir usta" adında bir blog açmıştık, sürekli yeni tarifler deneyen iki mutfak acemisi olarak (ki Nori büyük şeftir, acemi sıfatı bana daha uygun) burada tecrübelerimizi paylaşmayı hedeflemiştik.
Yakın zamana kadar elimiz değmemişti, bugünlerde blog cana geldi, konuk şefler filan, gazozumuz kaçmadan...
Bundan sonra mutfak tecrübelerimiz için burdan buyrun efendim :) tık

21 Şubat 2010 Pazar

yalnızlık gittiğin yoldan gelir


Sadece kitapsever değil kitap çok sever Selçuk Altun’un bu romanı bana olağanüstü keyif verdi. Yazarın ilk romanı olan Yalnızlık Gittiğin Yoldan Gelir benim de yazarla ilk tanışmam. Kahramanın kitaplarla olan ilişkisi üzerine kurulduğu için kitapta geçen yazarlar ve şairlerin çoğu benim için şu anda keşfedilmeyi bekleyen küçük cennetçikler. Bu kitabı yazdığında Selçuk Altun 51 yaşındaymış. Söylediğine göre Altun bu kitabını yazmadan önce 4000 kitap okumuş. İçinden yazmak arzusu taşmış belli ki. Yoksa yıllar yılı yoğun şekilde finans sektöründe çalışan biri için birden yazmaya başlamak ancak geçici bir heves olabilirdi.

Diyorlar ki; yazarın her kitabında sürekli kitaptan bahsetmesi bazılarına sıkıcı gelebilir. Olabilir. Ama sıkılanlar düşünsün. Ben kitaplar, yazarlar, şairlerle dokunmuş romanları bayılarak okuyorum.

Kitabın adı yazarın ve başkahramanın çok sevdiği yazar Oktay Rıfat'ın bir şiirinin son dizeleri;

"Mutluluk bir çimendir bastığın yerde biter/ Yalnızlık gittiğin yoldan gelir"

15 Şubat 2010 Pazartesi

Latino / Sicimoğlu :)


MFÖ’nün “Peki Peki Anladık” şarkısındaki “Sen neymişşin be abi”sinin, hatta “Deli Deli Kulakları Küpeli”nin “Delisi”nin de Ayhan Sicimoğlu olduğunu biliyor muydunuz! :)

12 Şubat 2010 Cuma

yağmurunu sevdiğim istanbul..


Bugün Cuma

Hava leziz. Serin, güneşli, yağmurlu.
Haftasonu hem Cumartesi hem Pazar akşamına program yapmış olsam da gündüzleri evdeyim, mis gibi. Sadece dizi izleyip saatlerce anlatan insanlardan biri olmama ramak kaldı :P
Yapılacak ne çok şey var aklımda, henüz adlarına proje demiyorum, o kadar sıkıcı olmadım daha.

Birikmiş filmlerim var, kitaplarım, çakıl taşım.
Yeni kelimeler düşünüyorum her daim.
Yaptığım hiç bir şeyin kıyısında kalamıyorum ben, her tarafım, her yönüm o iş oluyor, o işten ibaret kalana dek gidiyor bu...
Bu yüzden haftasonları güzel şeyler, aklı durultmak ve mola vermek şart.
Bir mola çakılla resim yapmaya başlıyoruz, hop bir de kahve yapıyorum kendime koca fincan, iki satır kitap okuyorum, bir kaç ilmek örüyorum.

En sevdiğim hırkam üzerimde, parmak uçlarım mor, burnumda yeni biriktirilmiş anıların kokusu...

8 Şubat 2010 Pazartesi

şubat güneşi

Dallarda sincapları aradı gözlerimiz, havalara baka baka yürüdük.
muhteşem bir şubat güneşi vardı haftasonu
bugünse sis bembeyaz sır perdesi,
gökyüzü de amma melankolik yahu :)

4 Şubat 2010 Perşembe

grevdeyiz


Türk-İş, DİSK, KESK, Hak-İş ve Kamu-Sen'in ortak kararıyla Tekel işçileriyle dayanışma için bugün 08.00-17.00 saatleri arasında grev yapılıyor.
Bu sayfaların yazarı Gezgeç de Tekel işçilerine destek veriyor, bugün başka post yayınlamayacak.

Bilginize...

1 Şubat 2010 Pazartesi

sahilde kafka


Okudum, baştan sona keyifti.
Murakami ile ilk tanışmamdı, "imkansızın şarkısı"nı okumayı hedefliyorum şimdi.
Sonu biraz hayal kırıklığı yarattı aslında, ama kurgusu ve anlatımı çok başarılı bir kitap...
keşke orjinal dilinde okuma şansım olsaydı, sanki çeviride yavan kalmış yerler var gibi geldi bana.
Kitap yanımda olmadığı için altını çizdiğim yerlerden alıntı yapamıyorum şu anda, belki sonra eklerim.
Öykü bambaşka olmakla beraber aklımda kalan şu ki;
Kapanması gereken bir giriş taşı var, taş bir dönemi açmış, o dönemin artık kapanması gerekiyor.
Yaşanan yaşanmış, "kurşuni bulutlar"ın altında bir sürü insan karşı karşıya gelmiş, bir sürü söz sarfedilmiş, bir dolu aşk yaşanmış, bir sürü rüya görülmüş, tüm yaşananlar rüya mı gerçek mi bir türlü bilinememiş, bu pek de kurcalanmamış ama artık bir yaşamın/zamanın sonuna gelinmiş.
işte bu durumda giriş taşının yerinden kaldırılması, sonun habercisi tüm alametlere kulak verilip "giriş"in kapatılması gerekir artık. nedeni yoktur. sadece öyledir.

yaşamınızın giriş taşlarını açma ve kapama gücünüz var mı?

30 Ocak 2010 Cumartesi

cevizli browni

Denemek isteyenler için;

Malzemeler- 160 gr. bitter çikolata- 80 gr. tuzsuz tereyağı- 3 adet küçük boy yumurta- 1/2 su bardağı toz şeker- 1 su bardağı irice kırılmış ceviz içi- 1 su bardağı un- 3 çorba kaşığı kakao (dark kakao)- 2 çay kaşığı kabartma tozu- bir fiske tuz- 1 çay kaşığı vanilya özütü

Hazırlanışı:

1- Çikolata ve tereyağını birlikte benmari yöntemi ile eritin.

2- Ilınan çikolatalı karışıma toz şekeri ekleyip mikserle çırpın.

3- Yumurtaları tek tek ekleyip her defasında iyice çırpın.

4- Elenmiş unu, kabartma tozunu,vanilya özütü ve tuzu ekleyip tahta kaşıkla karıştırın.

5- Cevizleri hafifçe unlayıp karışımın içine ekleyin.

6- Orta boy dikdörtgen bir borcamın içini yağlı kağıtla kaplayın.

7- Hafifçe karışımı karıştırıp kalıba boşaltın.

8- Önceden ısıtılmış 160 derecelik fırında yaklaşık 35-40 dakika pişirin.

9- Fırından çıkarttığınız keki ister ılık ister sıcak şekilde , dondurma eşliğinde ikram edin.

sen tam kendine göre olsan


"Hava bir tuhaf. Hayal kurmaya yönelik bir tutum var havada. Kaçmaya müsait bir bulutluluk. Bir balkon olsa şimdi. Kimsenin seni tanımadığı bir şehirde. Kahvenin içine konyak kendiliğinden düşse, kocaman bir hırkanın içinde olsan şimdi sen. Bir şeyi terk etmiş olsan. Mesela bir şehri. Mesela kendini, yüzünü filan mesela. Sadece otelin kat görevlisi bilse ismini, sadece tesadüfen. İsminin yanlış telaffuz edildiği bir şehir olsa bu, sen de artık başka bir isme sahip olsan.
Biri gelse...
Üstünde kocaman kocaman giysiler olsa, kocaman bir kazak, kocaman bir pantolon, kocaman çoraplar, iç organlarına kadar ısınmış olsan. İçeride televizyonun sesi açık olsa ve çok güzel müzikler vardır ya, hani günün üzerinde bir buğu yaratan, hayatı photoshop’layan müzikler, onlardan biri çalsa. Bir kitap okuyor olsan. Şöyle kocaman bir şey. Çalışıyor olsan hatta, altını çize çize. Bir şey öğreniyor olsan kitaptan. Koltuk tam sana göre olsa oturduğun, sehpa öyle. Sen tam kendine göre olsan. Bir papatya kadar dengeli. Tam sen kitabı bitirdiğinde, gözlerin ağrıdığında biraz, kapı çalsa. Uzun zamandır görmediğin, artık aramaya da utandığın biri, seni hiç utandırmadan kapıda dursa. Çok eski bir dost olsa bu. O kadar eski olsa ki arada geçen zamanda ne olup bittiğini konuşmadan sohbet edebilsen. Gülsen gülsen...
Görünmesen...
Çok güzel bir rüya görsen, huzurlu bir şey. Kalabalık olmayan bir rüya. Uyansan uyku bittiği zaman uyansan ama. Denize karşı kahvaltı etsen. Yine konuşmasan kimseyle. Kimse de sana bir soru sormasa.Böyle kaç gün geçse... Böyle kaç gün geçse insan yeniden konuşmayı ister? Görünmeyi? Nefesinin sesini duyana kadar beklesen. Yatağa başını koyduğunda, yan dönüp kulağın yastığa dayandığında kalp sesini duyarsın ya kendinin. Öyle kaç gece geçse yeniden kalkıp kalabalıklara karışmak ister insan? Sorulara cevap vermeyi? Kocaman giysilerin olsa üzerinde, iç organlarına kadar ısınmış olsan. Ellerinin kazak kollarının içinde...Hava bir tuhaf. Hayal kurmaya yönelik bir tutum var havada. Kaçmaya müsait bir bulutluluk."
Ece Temelkuran

28 Ocak 2010 Perşembe

şebnem şibumi

"Sebnem kediler geliyor apartman bosluguna, dogrudan bana miyavliyorlar, sanki senden bahsediyorlar, dikkatle bakiyorum.

Sebnem zarflar aciyorum, faturalar cikiyor icinden. Sanki senden bir haber gelecek, senin el yazin, imzan olacak... Oyle sacma, kucucuk, tulbent boncugu gibi umutlar pit pit icimde beliriyor.

Sebnem ucaklar geciyor. Ucaklari sanki sen kullaniyorsun.

Her seyde sana dair bir ipucu, bir isaret seziyorum."

Muntekim'in okunmamis mektuplari'ndan,
Korkma Ben Varim, Murat Mentes