4 Ekim 2010 Pazartesi

bir umuda mum yaktık




Cumartesi akşamı, Caddebostan sahilindeydik.
Üçüncü köprü projesiyle hakkında ferman çıkarılmış -ve malesef katliamı çoktan başlatılmış- 2 milyon ağacı korumak için.
kimsenin İstanbul'un sahibi olmadığını, kesilen ağaçların ve çevreye verdikleri bunca zararın vebalini ödeyemeyeceklerini hatırlatmak için.
Sabah radyoda "İstanbul'un başına gelen en kötü şey, belediyeler, valiler, kötü yönetim değil İstanbul vatandaşıdır" dediler; "Mezarı kazılırken bunca sessiz kalan, tam o sırada tv'deki bir diziyi, sevgilisinin dibinde oturmayı, evde nezleli burnunu çekmeyi ya da bana ne demeyi bu şehre reva gören istanbul vatandaşı".
Sahi sizler; haberdar olanlar, 23 ayrı noktadan kendinize en yakın olan sahile gittiniz değil mi?
bir sahilde bir noktada küçük bir grup oluşturmuş, birer tane mum yakıp iki milyon ağaç ve hayat için orda olmuşsunuzdur umarım.
Bu şehirde sevdiğim pek çok insan var, hem de çok sevdiklerim.
Yaşama karşı durduğu noktaya ve farkındalıklarına saygı duyduğum insan sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor artık...

ev ayakkabısı



Cumartesi sabahı her sabah olduğu gibi 06.30 gibi kalktık Çakıl'la.
Ayakları buz kesmişti ve crocsları küçülmüştü.
Hafta boyunca Çakıl'a ev ayakkabısı almakla ilgili kendime 4 ayrı not yazmış, alarm kurmuş olmama rağmen unuttuğumu, beceremediğimi fark edip üzüldüm.
Üzüntüm 5 dk sürdü sürmedi; içimdeki pek bir maharetli Derya Baykal teyze -ki ben Soule Mama benzetmesini tercih ederim :) -uyanıverdi.
Hemen girişip Çakıl'a güzel bir ev ayakkabısı diktim, kendisi de yardım etti, kumaş seçti, ayağını kağıda koyup kalıbını çıkardı, kalıpları kumaşa iliştirip kenarını sabunla çizdi.
Kahvaltıdan önce her ikimiz de mutlu olmuş olduk böylece.
Ayaklar da pufuduk sıcacık çakma bobux konforuna kavuşmuş oldular.

29 Eylül 2010 Çarşamba

zaman ilaç mı, emin misiniz?

bugün çok ağlamaklıyım blog,
aklımda, burnumda, gözümde hep dante'm var.
nasıl özledim, nasıl içimde, burnumda tütüyor anlatması çok zor.

cumartesi Osman geldi, veterinerimiz.
Çakıl istemedi, gitsin dedi, Dante'yi getirsin dedi.
Osman kırk takla attı yanaşabilmek için ama kızım çok kararlıydı
o da haklı kendince; götürdü, getirmedi...

off, sabra ve kabullenme gücüne ihtiyacım var.
zaman geçtikçe zorlaşıyor sanki.

26 Eylül 2010 Pazar

bir parti mutluluk ...

Sevgili blog,
şu elimde görmüş olduğunuz sarışın, bugün 4 yaşına basmış olup bu kısa zamanda boyu 1 metreyi çoktan aşmış, dili olimpiyatlara hazırlanacak şekilde gelişmiştir.
kendisi son iki haftadır her sabah uyanıp güne odasından "günaydın, ben uyandım" yerine "bugün doğum günüm mü?" diye seslenerek başlamış hepimize sabır doktorası yaptırmıştır.
İşin kötüsü pazarlıkçı olmuş çocuk, "bugün doğumgünüm mü?" diyor "hayır" deyince bir süre "neden?" sorusunu zorluyor o da olmazsa "ama nolur bugün doğum günüm olsun" "lütfen olsun" "sen varsın baba var yetmez mi? hadi kutlayalım" şeklinde ajitasyon bile yapıyor.
neyseki bugün doğum günü idi, sırf eve tıkılıp kalmayalım diye doğum gününü bir ay erken kutlamaya karar vermiştik ki gözümüzü yağmurla açtık bu sabah.
çocuk gibi üzüldüm, bir muhatap bulsam ben başlayacaktım "ama nolur bugün güneşli olsun" " lütfen olsun" "parti var misafir var yetmez mi? hadi güneşli olsun" ajitasyonuna :)
neyse ki önce bir gökkuşağı sonra da parçalı güneşli bir gün ile kapattık bilançoyu.

14 Eylül 2010 Salı

icraatın içinden :)


















Daha önce bu bloga hiç bu kadar foto koymamıştım
Böylece tatilimizi yazılı olarak da anlatmaya gerek kalmadı. çakılsız ilk tatilimizdi.
Arada bir burnumuzun direği sızlasa da onun bandırma'da keyif içinde olduğunu biliyorduk
biz de mecburen gezdik tozduk eğlendik

13 Eylül 2010 Pazartesi

geri hoşbulduk :)

güzeldi çook güzeldi
biraz dinleneyim anlatacağım ...

8 Eylül 2010 Çarşamba

time to escape :)

bir küçük kaçamak fırsatı..
umarım yolunda gider her şey
hepinize iyi bayramlar ...

30 Ağustos 2010 Pazartesi

yeni hobi'm


hayatıma yeni bir hobi ekledim
artık tek ihtiyacım vakit :)
anneannemin hep dediği gibi;
" sıçan deliğe giremeyince kuyruğuna bir de kabak bağlarmış " :)

22 Ağustos 2010 Pazar

dante'm

küçücüktün, yürürken arka ayakların birbirine dolanırdı.
rüzgardan perde kımıldasa, korkar ayaklarımızın dibine sığınırdın
balkona kuş konsa, soluğu masanın altında alırdın
korkak şapşal tüy yumağımızdın
sonra büyüdün
sayende hiç bir sesten korkmadan uyur olduk
ben ömrümde ilk kez gece evde yalnız uyuyabildim, senle.
sen varken hep güvende hep güçlü hissettim kendimi
hep korudun kendince, yabancılardan, kedilerden bazen kirpilerden bile :)
senin için koyduğumuz kuralların hepsine eksiksiz uydun bugüne dek
bazıları zordu, kapısı olmayan bir mutfağa hiç girmemek gibi
görünmeyen kapı eşiklerini geçmemek gibi
o çizgileri hiç geçmedin sen, her komuta uydun bugüne dek
ama bugüne dek
bugün sana "gitme" dedim, hatta yalvardım dante gitme diye
keşke bugün de dinleseydin, dinleyebilseydin
ömrümüzün senle geçen 5,5 yılının her gününe şükürler olsun
çaldığın ayakkabılarımıza, her kıyafetime illa sürdüğün burun lekelerine
saatlerce gözünü kırpmadan bazen sadece kafanın açısını değiştirerek ama gözünü gözümden hiç ayırmadan dinleyen
ve her ağladığımda ellerimi yalayan dostum
bu akşam öyle çok ihtiyacım var ki sana ...

17 Ağustos 2010 Salı

kaplumbaga terbiyecisi



"kaplumbağa terbiyecisi”, osman hamdi bey’in son birkaç yıldır en çok konuşulan hatta artık bir prestij meselesi haline gelen resimlerinden biri…
bir müze kurabilmek uğruna yıllarını harcayan, kıymetli tarihi eserleri ortaya çıkarabilmek için o zamanın şartlarında nemrut dağı'na çıkıp arkeolojik kazı yapan osman hamdi bey'in olağanüstü eseri.

Blogla ilgisi ne derseniz; bir süre kabuğuma çekilesim var...

16 Ağustos 2010 Pazartesi

hain plan

Hain plan tamam gibi,
bayramda çocuksuz tatil :)
yardım ve yataklık edenler, çok seviyorum siziii :::)))

pufff, dönüşte bizimle barışması kaç gün sürer acaba :(

12 Ağustos 2010 Perşembe

tatil arsızı

iki güzel tatil yaptım, bir de minik karadeniz gezisi.
Bir tatil daha istiyorum şimdi.
ilkel, sakin, telaşsız bir tatil.
adının üstünde yıldız mozalesi olmayan bir otelde yine.
gerçek yıldızları seyretmenin peşindeyim ben
sonsuz tembellik istiyor canım, hamak ya da şezlonga kurulmak.
bütün derdim hangi kitabı okuyacağım olsa
ya da en fazla "türk kahvesi mi içseeem çay mı"
yani basit seçimler, basit kararlar.
bulmaca filan çözsem, zorlandığım yerde onu da öylece bırakıversem
ses de pek istemiyor canım
bir bisiklete atlayıp tam gün dolaşmak istiyorum daha çok
saatsiz uyumalar uyanmalar
sonra cup suya!
ayın kaçı onu bile bilmesem
tatilin biri, tatilin ikisi,
"ya kaç gün oldu sahi geleli"
gece yıldızları seyretmek bazen altında uyumak ...

puff, insanın çocuğunu bırakıp tatile gitmesi çok mu yanlıştır
ne dersiniz? hani şöyle iki güncük ?

11 Ağustos 2010 Çarşamba

birdy birdy

çakıl hanımın tişörtü çok renksizmiş, düzmüş
ben de hemen kuş kondurdum.
yetmedi bir de keçe kuş yaptık çakılla
o da şirin oldu
hala bir dikiş makinem olmadığı için ancak bunları yapabiliyorum işte
ve hatta fotoğraf makinem de olmadığı için ancak cep telefonuyla çekilmiş bu kötü fotoğrafları koyabiliyorum işte
tanrım ne kadar bedbahtımmm!!!

Not: yazının mesaj kaygısı vardır :)

9 Ağustos 2010 Pazartesi

enfesss

Tatil öyle güzeldi ki
ilk gün fotoğraf makinemizin kırılması dışında :(
size fotoğraflarla anlaamayacağım yani
cep telefonuyla çekilmiş bu fotolarla idare edeceğiz mecburen.

3 Ağustos 2010 Salı

believe in nature :)


Gidiyoruz biz,

Önce en yakın dostlarımızdan birinin düğününe

Sonra doğaya, kelebeklere, kabak koyuna.
Doğanın erdemini keşfetmeye, her boyutuna dahil olmaya, derin ve beklenmedik sınırsız güçleriyle şaşırmaya, davete icabete, yaşamı kucaklamaya...
kendi ruhumuzla yüzleşmeye, kabullenmeye, ondaki gerçek dengeyi bulmaya...

Doğanın kendisi kadar yapıcı dönmek dileğiyle...

29 Temmuz 2010 Perşembe

9. yıldönümü !

hani ben daha “çocukken” “belki yine gelirim” demiştin ya sen,
hani geldin ya,
hani gelip beni alıp ömrüne kattın ya,
hani bir sürü yeri gezdik ya biz senle
bir sürü farklı yerde uyuduk ,
istanbul'un muhtelif yerlerinde; adalarda ve sapanca’da
7 ayrı ev kurduk ya bugüne kadar
hani yüzlerce kez güneşi beraber batırdık ve dolunayı karşıladık ya seninle,
ömrümüzün minik taşlarından çakıl taşı yaptık biraz da büyüttük ya hani
hani konuşmaktan çenem ağrıdı ya benim defalarca
hani senin de susmaktan dudakların yorulmuştu
gülmekten gözlerimiz, sarılmaktan kollarımız ağrımıştı çok
hani ordan burdan; avare adımlarla döneriz ya eve,
kapıda karşılayan bir çılgın köpeğimiz var ya bizim, hani sürekli burnunu kıyafetlerimize süren,
bütün bir pazar sabahını bilumum "pazar gazetesi" okuyarak geçirirdik ya eskiden,
hani senin yapamadığın ve yaktığın elmalı kurabiyeler vardı ya
hani taş gibiydi, yanıktı da gene de çok güzel olmuş demiştim ben
hani dünyanın en tek kişilik tuvaletine üç kişi girip alt değiştirmiştik ya romada, hani her yanımıza bulaşmıştı ya
hani bazen manzaraya karşı bi' tane yakmak pek tatlı gelir de sen gene de yan yan bakarsın ya,
hani sırf sen seviyorsun diye “burun” oldum ya ben
tam sen filmi koyup ortamı hazırladığında daha yazılar bitip film başlamadan uyuyakalıyorum ya ben dizinde
hani evde ekmek pizza filan yapıyoruz ya biz çakılla, hani sen hep “10 numara” dersin ya,
sen geleceksin diye dakikaları sayıp sonra da beklemiyormuş gibi yaparım ya ben hep hani,
hani hamileyken bebek’te kocaman dondurma almıştın ya bana,
hani seninle uyurken, ayaklarım hiç üşümüyor ya,
...

işte bütün bunlar yüzünden, hiç yüzümden düşmeyen gülümseme bu yüzden....

28 Temmuz 2010 Çarşamba

yağmura :)

hadi şimdi bi pencere kenarı bul
bi sigara bul
ve bi de kahve :)
hadi derin bir nefes al
şimdi görüyor musun seni nasıl özlemişim?

26 Temmuz 2010 Pazartesi

geze geze ben geldim :)

enfes bir bozcaada tatili yaptık çekirdek aile
çekirdeksiz üzüm tadında
üzüm eşliğinde
üzüm suyu, üzüm şerbeti
tamam peki şarapp :)

19 Temmuz 2010 Pazartesi

denizkızı

karadeniz turu ve haftasonu kaçamakları ve hayat her ne kadar gayet güzelse de deniz sayıklıyor içimdeki denizkızı;
şu fotoğraftaki kabuğuna esir civciv gibi günleri sayıyorum kaç zamandır

Neyseki artık saymam gereken günler bir elimin parmaklarına sığıyor, tek şans bu.
tenimi tuza yatıracağım acilen sonra güneşte kurutup tekrar denizle marine edeceğim kendimi.
çakıldan da şahane tuzlu fıstık olur di mi? :)
hızla çanta hazırlamalıyım, bu kez üç kişilik.
aklımın içinden yapılacak işler geçiyor dizi dizi
çoğu yetişmeyecek stresindeyim
akıl bütünlüğüm bozulmuş gibi
acilen o plaj şemsiyesinin altına uzanmalıyım
karadeniz seyahatimin hatırası çay tabağı büyüklüğünde bir morluk sol kalçamda
yakışır :)

nirvana'dan bildiriyorum

günaydın günlük,

dün dönüş sersemliği ve gecenin yarısına kadar çalışma hali yüzünden anlatamadım
karadeniz turum çok güzeldi.
Cuma sabah trabzon havaalanına indim, bir araç kiralayıp sağım deniz solum orman şahane bir yola başladım. Aynı gün Ordu'daki köyümüze gittim, hafif de bir yağmur yağdı ki değmeyin keyfimize. Yemediğim ham elma armut erik kalmadı.
Köy çok değişmiş, artık kimse hayvan bakmıyor. Evler köy evlerinden ziyade ufak çaplı sayfiye evleri villalar olmuşlar. Zaten köylü yazlık olarak kullanıyor buraları, herkes aslında şehirde yaşıyor. Ama yine de çok çok güzeldi. Bunca yeşil bunca güzellik kolay bulunmuyor.

Sonra Giresun, sonra düğün, sonra bütün kuzenler, akrabalar, hem kınada hem düğünde ayaklar su toplayana kadar dans etmeler (öyle vals tango değil horon karşılama kolbastı ) nasıl şahaneydi.

Aile acayip; düğün sonrası bir evde toplanıp onca eğlence yetmiyormuş gibi sabah 04.00'e kadar şarkı söyleyip kikirdeşildi.

Artık kimse bana kime benziyorsun böyle deli dembelek demesin. Ekibin tamamı tescilli :)
Offf çok güzeldi, çoook...