taşınırken eski bir bavul buldum, içinden tee üniversite yıllarında giydiğim kıyafetler çıktı.
uzun hippie etekler, tişörtler, bol paça bi pantalon ve bir de upuzun keten elbise.
bu elbiseyi okulda uzun saatler kalacaksak giyerdim, incecik bir battaniyeye bürünmekle bu elbiseyi giymek aynı şeydi benim için.
yemekhane eyleminde mesela,
biraz çalışıp biraz çimenlerde uyuduğumuz final dönemlerinde mesela.
sonra mevlüt kıyafetim oldu bu benim, dedemin mevlüdü, ramazan duaları, anneannemin mevlüdü...
taşınırken bir dolap aldım mudo'dan,
bakınca bayıldım eski görünümüne, boyasına
yatak odama koymak istedim, eskimiş mavi bu dolabı sipariş edip bekledim.
ben yokken gelmiş chona bilmez ne sipariş ettiğimi tabi, gelen dolap yeşil.
üstelik benim istediğim maviden bile güzel
kıyamadım değiştirmeye merdiven sahanlığına koydum
kapağını açınca anneannem kokuyor
evet saçma geliyor biliyorum ama sandık kokuyor
ham ağaçla karışık sandık kokusu.
ben de içine anneannemin ördüğü dantelleri, annemin elleriyle hazırladığı örtüleri, beyaziş nevresimleri koydum. her açtığımda burnum sızlıyor.
bu sabah kızımın ilk okul günüydü.
giydim uzun keten elbisemi, açtım dolabımın kapağını gittim anneanneme;
seni kandırıp okula kaçardım bak şimdi ben kendi kızımı okula götürüyorum
hani senin "kızı da göremedim" diye diye sızlanarak göremeden gözlerini yumduğun kızımı...
dediğin gibi dünyaya gelen büyüyor, o da büyüyüp hırhızana karışacak belki.
bu dolabı çakıla çeyiz ayıralım iyisi mi...