sevgili günlük,14 Ocak 2010 Perşembe
pofuduk
sevgili günlük,12 Ocak 2010 Salı
boğazımda düğümlenen...
10 Ocak 2010 Pazar
diyarbekir kalesinden notlar:
hem anlatacak çok hikayem var hem de paylaşacak fotoğraflarım
ama henüz gezinin etkisi altındayım, boğazımda düğümü duruyor
bu halimle anlatırsam epey dramatik olur.
fotoğraflar da henüz hazır değil
bu yüzden sizlerle ellerine ilk kez fotoğraf makinesi alan çocukların çektiği bir kaç fotoğrafı paylaşıyorum, keşke bu fotoğrafları çekerkenki küçük sevinç çığlıklarını, heyecanlarını da karelere yansıtabilmş olsaydık
5 Ocak 2010 Salı
bir şey değişir, her şey değişir ...
4 Ocak 2010 Pazartesi
ikibinon

3 Ocak 2010 Pazar
orta yaşlı, çok da sevmediğim bir "adam" gibiyim
Fena okur değilimdir ben blog, *
*
*
30 Aralık 2009 Çarşamba
2010, buyrun sahne sizin..

yeni yıl kutlamaları, temennileri vs
eksik kalamadım blog, her nevi klişenin içindeyim
kabullen artık beni :)
her ne kadar çok manalı bulmasam da yeni yıla geçen yıla göre daha iyi davranacağım bir kere, ama şimdi "2009'un enleri" listeleri filan veremeyeceğim, o kadar da değil.
o hikayeleri sevmiyorum, bu "yıl kapama törenleri" var ya, onları da sevemiyorum ben. cuma tatilini seviyorum, o mis :)
yeni yıl, illa bir şey yapmakla görevli görüyorsa kendini, şu pasaportuma bir el atsın, zavallı pasaportum boynu bükük duruyor kenarda, Roma'dan beri vize yüzü görmüş değil.
işim düşsün kendisine. eskiteyim bu sene. minimum 5 kaşe isterim aşağısı kurtarmaz.
28 Aralık 2009 Pazartesi
güzelliğin 10 para etmez :)
27 Aralık 2009 Pazar
bırak güneş ısıtsın içini
18 Aralık 2009 Cuma
17 Aralık 2009 Perşembe
16 Aralık 2009 Çarşamba
deli koyun: bölüm 3 sahne 32
Dedi ki bana; pek seksi :)
Sevgili blog;32 diş sırıtarak,
telaffuzu pek seksi bir yaşıma giriyorum ayıptır söylemesi :)
kendime uyarlama doğum günü şiiri ;
Ayşen, günaydın de yeni güne
Yay gibi gerginsin, çözül biraz
Bitmez dünyanın derdi, ertele
Kurmanın hiçbir faydası yok, relax
Bırak güneş ısıtsın içini
Bak baharlar açmış beyaz beyaz
Öyle olmasa da, sen öyle farzet
Bakarsın umduğundan iyi geçer yeniyaş
*(sezen'den izin almıştım)
dinlemek isterseniz tık
14 Aralık 2009 Pazartesi
yaşamın bilmediğindir
sana gereksinimi olmadan, seni isteyen-
sensiz de olabilecekken, senin ile olmayı seçen-
kendi olmasını, seninle olmaya bağlayan- -
O, işte...”
güzü beklerken
Ankara'dan dönüşte uçakta okumak için hızlıca aldım bu kitabı.İlk 10 sayfa "ehh" okudum
20. sayfa itibariyle ufunet bastı!
orta koltukta oturduğum için kalkıp, aldığım diğer kitapla değiştiremedim, el mahkum İstanbul'a kadar okudum bitirdim.
"Arada bir ruhunuza dokunan bir kitap çıkagelir" yazıyordu arka kapağında.
Dokundu hakikaten, ruhum ağırlaştı sayesinde.
Tanıtımı şöyle;
"Bu kitapta Scott, insanların yaşamlarını değiştirmeye meyilli,
yanında sürekli uyuyan bir Labrador yavrusu olan, Robert isimli evsiz, gizemli bir adamla tanışır. Robert’ın sıra dışı bilgeliğinden etkilenen Scott, geçmişindeki yaraları iyileştirmeye çalışacağı bir maceraya atılır. En nihayetinde karşı karşıya kaldığı ikilem,
duyduğu çağrı ile dünyevi sorumlulukları arasındadır. Şaman enerji şifası, bilinçli yemek, doğa ile iletişim, atalarla bağ kurma ve daha pek çok yaklaşımın yer aldığı bu yolculukta,
Scott’a eşlik edin. Elinizden bırakamayacağınız bu kitap,
insan ruhunun engin uyanışına dair sürükleyici ve olağanüstü bir keşif..."
ben bu spiritüel dünyaya yaşam koçlarıyla açılma safsatalarına katlanamıyorum, tamam güç insanın içinde sonuna kadar varım, bunu bulmak için spiritüel yaşam koçu şart mı?
Neyse illa istiyorsanız okuyun kendiniz karar verin, sen ne dersin derseniz vakit kaybı derim.
11 Aralık 2009 Cuma
yağmur
7 Aralık 2009 Pazartesi
karadenizlinin biri birgün...
Haftalardır heyecanla beklediğim 4 günlük Karadeniz seyahatimi Çakıl'ımın hastalanmak için illa da bu tarihi seçmesi neticesinde 2 günde apar topar dönerek sonlandırdım.
Planlarım hayallerim görüşülecekler listem vardı, Kafka'nın izinden giden Tezer Özlü misali çocukluğumun izini sürecektim, ama sağlık mühim herşeyden.
Giresun'a ayak basar basmaz ilk yapmak istediğim şey yukarda yolunu gördüğünüz bahçemize -fndık bahçesi /köy ne derseniz artık- gitmek oldu. İyi ki de gitmişim, bir ertesi güne bırakmadığıma çok mutluyum.
Bu fotoğraflarda gördüğünüz bizim bahçedeki evimiz;
bir hayaldi gerçekten güzel
Barış Müstecaplıoğlu, “Bir Hayaldi Gerçekten Güzel” ile romanının temelini 14-15.yüzyıllar arasında yaşadığı tahmin edilen Siyah Kalem lakaplı ressamın etrafında kuruyor. Ana öyküsü günümüzde, İstanbul’un benzersiz manzaraları eşliğinde geçen bu eserinde, Siyah Kalem’in resimlerinin rehberliğinde bizleri 1400’lü yıllara, göçebe Türklerin şamanist dünyasına ve yılan kuyruklu iblislerine götürüyor.Okuyucuyu zorlamayan, rahat ve keyifli bir kitap.
Altını çizdiğim bir paragrafı paylaşmak isterim;
"Çoğu zaman insanlar asla yanında olamayacakları kişiler tarafından bile sevilmek isterler. Bunun o kişilere ne kadar acı vereceğini düşünmeden. Kötü olduklarından değil, zayıf oldukları için. Bazı insanlar sevilmeden yaşayamaz."
bir de;
kitabı okuyunca, ömrümün bir yazını büyükadada geçirdiğime daha da çok sevindim, öyle güzel tasvirler var ki adaya dair.
30 Kasım 2009 Pazartesi
bana mutluluğun resmini yapabilir misin abidin?
20 Kasım 2009 Cuma
aferin bana

15 Kasım 2009 Pazar
aynada melankoli

10 Kasım 2009 Salı
eldivenler hikayeler
Son derece keyifle okuduğum bir kitap oldu; okurken altını çizdiğim kısımlardan bazıları şöyle; "insanın duyguları söz konusu olduğunda sözcüklerin ne denli cılız ve çelimsiz kaldığını, gerçek denilen şeyin doğasının ne kadar ele avuca sığmaz ve kaypak olduğunu; iç dünyamızın karmaşası karşısında tanımların, terimlerin yetmediğini anladım. Bunların çok daha fazlasıydı insan; kendine bile yabancı olan yanlarıyla karşılaştıkça bunu daha iyi anlıyordu."
"kişisel kazıların çoğu, bizi kendimize rağmen olan yanlarımızla yüzleştirir ve bu, çoğu kez hiç hoşumuza gitmez."
Murathan Mungan'ın "adalet" konusunda azılı bir suçlu olan kahramanın ağzından söyledikleri tüylerimi ürpertti;
"Adalet; açıklarından kimin nasıl yararlanacağı üzerine kurulu bir gösteriydi. Atlatılması gereken tuzaklarla dolu bir gösteri. Yasaların boşluklarını, adalet sisteminin su alan yerlerini tanıyanların; mevzuat açıklarını ustaca kullanmayı bilenlerin oyunuydu. Adalet, pahalı bir prodüksiyondu; yoksullar, çaresizler, kimsesizlerse bu pahalı prodüksiyonun ucuza kapatılmış figüranlarıydılar yalnızca. Mahkeme dediğiniz tiyatroda rol dağılımı çoktan yapılmıştı. Taraflardan biri kaybetse de, bu oyundan her seferinde kazançlı çıkan pahalı takım elbiseler, şık döpiyesler içinde temsil edilen , levhası bile bizim gibilerin apartman dairesi fiyatı eden avukatlık bürolarıydı ve onlar bütün ciddi görünüşlerine karşın, bana yüksek komisyonla çalışan üçkağıtçı artist simsarlarını hatırlatıyorlardı. Bu kadar sabıkalı ve sicilli bir suçlu olmasam rahatlıkla avukat olurdum"
"hepimiz kendimizi karşı taraftan daha zeki ve uyanık sanırız. Başkalarının numaralarını gören gözlerimiz, kendi numaralarımızın kolay görünmeyeceğine inanır. Ne de olsa insanoğlu zaafları olduğunu bilir, ama onları tanımak istemez"
ve inanarak kurmayı istediğim cümle ise budur; henüz bu mertebeye eremedim :)
"ben yıllar içinde daha çok onun sessizliklerini okumayı, anlamlandırmayı öğrendim. Hem bazı suskunlukların kelimelere emanet edilmeyeceğini bilenlerdenim"
okuyunuz, öneririm, hatta mümkünse önce "kadından kentler"i sonra bu kitabı okuyunuz.
3 Kasım 2009 Salı
bir de baktım yoksun
"Buzdan bir kütle, mumyadan bir heykel gibi izledim kaderimi. Babam yanımda olsa bir tokat atar kendime getirirdi beni." Çocukluk düşlerinden yapılmış bir evin gölgeleri içinde babanın hayaletiyle karşılaşmak... Portobelloda, George Orwellın evinin önündeki kaldırımda oturup Tanpınar okurken zamansız sevgiliyle karşılaşmak... Kuledibinde, her şeyini bir Hopper çizimini elde edebilmek için harcamış bir adamla karşılaşmak... Ölüme çeyrek kala, bir balık lokantasında küçük kızının genç kadın haliyle karşılaşmak... Cinayetle kaza arasındaki bulanıklığa sığınırken, bir evcil hayvan dükkânında vicdan azabıyla karşılaşmak... Kara mizahla yoğunlaştırılmış usta anlatımıyla Yekta Kopan, okurunu, kentler, kitaplar, resimler, şarkılar, fotoğraflar ve insanlar arasında gezdiriyor. Çok iyi bildiğimiz ama unutmaya çalıştıklarımızı hatırlatıyor.2 Kasım 2009 Pazartesi
mutlu yıllar bebeğim
adet olduğu üzere bu yazıya sana bir doğumgünü mektubu yazmak için başladım
geçen yıl ve önceki yıl olduğu gibi.
dün sabah, odamdan içeri girip yüzümü öptün, bir kuş sürüsü havalandı içimde.
özel bir çocuksun, özel bir insan..
öyleki gülümsemeyen birini gördüğünde hemen gidip gülmesini sağlamaya çalışıyorsun
geçen hafta Ankara'dan dönüşte havaalanında uçağımızın rötarı nedeniyle beklerken bir çift vardı karşımızda. kız belliki sevgilisinden ayrıldığı için ağlıyordu.
yanına gitttin
"-lütfen gül" dedin, kız şaşkınlıkla sana baktı
anlamadığını düşünüp
"-please laugh" dedin
güldü biliyor musun çakıl'ım
senin etrafındaki herkese mutluluk ve neşe verecek bir gücün var
hiç eksilmesin dilerim.
güzel bir resim çizdik beraber.. yıldızlı şarkılar eşliğinde..
senin bana benzeyip benzememen hikaye, ben artık aynaya bakınca "sen"den bir şeyler görüyorum kendimde..
geçen sene dediğim gibi;
“Yanağı pembem, dudağı kirazım, gözü okyanusum iyi ki doğdun...”
anlatılır gibi değil
24 Ekim 2009 Cumartesi
bakış açısı
20 Ekim 2009 Salı
inceden nağmeler
15 Ekim 2009 Perşembe
Ay'a dinleti
foto: James NeeleyŞşştt, blog'cum
yasamin, birseyleri yitirmenin sureci olacak
12 Ekim 2009 Pazartesi
aile fotoğrafı :)
sevgili günlüğüm,





